Malatya'nın Aydınlığa Açılan Kapısı. Bazı şehirlerin hafızasında bir meydan yaşar, bazılarında bir han, bir köprü ya da asırlık bir çınar… Malatya'nın hafızasında ise bugün yerinde görünmeyen, fakat hatırası hâlâ yaşayan mütevazı bir göl vardır. Ne kıyısında çocuk sesleri duyulur artık ne de yüzeyinde gökyüzü seyredilir. Oysa bundan yaklaşık bir asır önce Tecde'de yalnızca suyun değil, bir şehrin geleceğinin de biriktiği küçük bir göl vardı. Malatyalılar ona "Elektrik Gölü" derdi.
Bugün Yeşilyurt yolu üzerinde, Malatya Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünün bulunduğu alandan geçenlerin çoğu, burada bir zamanlar Malatya'nın ilk hidroelektrik santraline hayat veren bir gölet bulunduğunu bilmez. Oysa bu mütevazı gölet, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Malatya'nın karanlıktan aydınlığa uzanan yolculuğunun sessiz tanıklarından biri olmuştu.
Şehirlerin de insanlar gibi hafızaları vardır. Bazı hatıralar taş binalarda yaşar, bazıları ise artık yerinde olmayan mekânlarda… Tecde'deki Elektrik Gölü de bunlardan biridir. Bugün göl kurumuş, türbinlerin sesi çoktan susmuş olsa da bıraktığı iz, Malatya'nın şehir hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Anadolu'nun birçok şehrinde olduğu gibi Malatya'da da modernleşme ve kalkınma yolunda önemli adımlar atılıyordu. Elektrik, yalnızca teknik bir yenilik değil, yeni bir hayatın, yeni bir düşüncenin ve yeni bir medeniyet anlayışının da simgesiydi. İşte Tecde'de kurulan hidroelektrik santrali, bu büyük dönüşümün Malatya'daki en önemli halkalarından biri oldu.

(Santral Binası)
Bu hikâyenin görünmeyen kahramanı ise Derme Suyu'ydu.
Asırlardır Gündüzbey Pınarbaşı'ndan doğup Malatya'nın bağlarını, bahçelerini ve bostanlarını sulayan Derme Suyu, Cumhuriyet'le birlikte farklı bir vazife daha üstlenmişti. Toprağa hayat veren bu bereketli su artık yalnızca ağaçları, otları büyütmeyecek, geceleri de aydınlatacaktı.
O yıllarda Derme Suyu toprak kanallarla Tecde'ye kadar getiriliyor. Önüne çekilen set sayesinde burada yapay bir gölet oluşturuluyor. Gölette toplanan su yüksek kot farkından yararlanılarak hidroelektrik santralinin türbinlerine veriliyor. Elektrik üretildikten sonra yeniden sulama kanallarına bırakılıyor. Böylece aynı su hem toprağı besliyor hem de Malatya'nın gecelerini aydınlatıyordu.
Bu küçük gölet, aslında su ile ışığın buluştuğu yerdi.
Bir tarafta yüzyılların bereketini taşıyan Derme Suyu, diğer tarafta çağın en büyük buluşlarından biri olan elektrik… Doğanın cömertliği ile insan aklının aynı noktada buluşması, Malatya'nın geleceğinde yeni bir sayfa açıyordu.
Hidroelektrik santralinin kuruluşunda Alman Wagner'in önemli katkıları oldu. Santralin kurulması ve işletilmesi sürecinde görev alan, Malatyalıların "Nakler" adıyla tanıdığı Alman teknik eleman ise Tecde'deki santral ile şehir merkezi, Mensucat Fabrikası ve Gündüzbey Pınarbaşı arasında Almanya'dan getirdiği motosikletiyle gidip geliyordu. Onun kullandığı bu motosiklet, Malatya yollarında görülen ilk motosiklet olarak hafızalara kazındı. O günlerin insanı yalnızca elektriği değil, modern dünyanın yeni araçlarını da ilk kez görmeye başlıyordu.
Malatya'nın Elektrikle Tanışması
Hicrî 1341, Miladi 1925 yılı...
Malatya'nın elektriğe kavuşması için ilk ciddi adımlar bu tarihte atıldı. O günlerde şehir, on ile on iki bin nüfuslu mütevazı bir Anadolu yerleşmesiydi. Akşam olunca evlerde gaz lambaları yakılır, halkın "idare lambası" dediği koni biçimindeki teneke lambalar gecenin karanlığını güçlükle dağıtırdı. Gün battığında hayat da yavaşlar, şehir sessizliğe bürünürdü.
Şehrin bir bölümü eski yerleşim alanı olan Adafı'da, bir bölümü Çarmuzu'da, diğer kısmı ise merkezde olmak üzere bağlar ve bahçeler arasında geniş bir alana yayılmıştı. Merkezde Mücelli, Sancaktar, Beşkonaklar ile Halep Caddesi ve çevresi şehrin ana mahallelerini oluşturuyordu.
Arka arkaya yaşanan savaşların ardından biraz olsun nefes alan Malatya, artık çağın en büyük buluşlarından biri olan elektriğe kavuşmak istiyordu. Bu istek yalnızca birkaç ampul yakma arzusu değil, daha müreffeh bir geleceğe duyulan inancın da ifadesiydi.
Bu düşünceden hareketle Mehmet Nedim Zapçı'nın öncülüğünde 25 Mayıs 1925 tarihinde "Malatya Teşebbüsatı Sanayi Türk Anonim Şirketi" kuruldu. Üyelerden toplanan sermayenin elli bin Türk lirası, yapılan sözleşme gereğince yapımcı Alman firmasının hesabına yatırıldı. Böylece Malatya'nın aydınlığa uzanan yolculuğu resmen başlamış oldu.

(Tecde Elektrik Gölü)
Teknik incelemeler sonunda hidroelektrik santralinin Tecde'de kurulmasına karar verildi. Yeşilyurt Caddesi üzerinde, bugünkü Tecde Sağlık Ocağı'nı geçtikten yaklaşık iki yüz metre sonra bulunan on dönümlük arazi bu iş için ayrıldı. O tarihlerde Derme Suyu'nun toprak kanalı bu alandan geçiyordu.
Önce arazi kazılarak derinleştirildi. Çıkan topraklar yolun kenarındaki taşlık bölgeye taşındı. Ardından çukur suyla doldurularak yapay bir gölet meydana getirildi. Gölette biriken su batı tarafındaki yüksek seviyeden türbinlere verilince Malatya'nın ilk hidroelektrik santrali çalışmaya başladı.
Kazı sırasında çıkarılan verimli topraklar daha sonra ayrı bir hayat hikâyesine dönüştü. Çevre köylerden ve başka yerlerden gelip bu bölgede ev yapmak isteyen aileler bu toprağı taşıyarak kerpiç döktüler. O kerpiçlerle evlerini inşa ettiler. Avlularına fidan diktiler. Bahçeler kurdular. Böylece Elektrik Gölü'nün açılması için kazılan toprak, birçok yuvanın temel harcı oldu.
Nihayet beklenen gün geldi...
Şehre ilk kez elektrik verildiğinde Malatya adeta bayram yerine döndü. Sokaklar bayraklarla süslendi. Davullar çalındı, zurnalar eşliğinde oyunlar oynandı. İnsanlar yalnızca ampullerin yanışını değil, yeni bir devrin başlangıcını seyrediyorlardı. Halk, oluşturulan gölete "Elektrik Gölü", santrale ise "Elektrik Fabrikası" adını verdi.
Çünkü o gün yalnızca birkaç ampul yanmamıştı.
Aslında bir şehrin geleceği de aydınlanmaya başlamıştı.
Elektrik, evlerin duvarlarına düşen bir ışık olmanın ötesinde, insanların ufkunu genişleten yeni bir çağın habercisiydi. O güne kadar güneş battığında hayat yavaşlıyor, gaz lambasının cılız ışığında işler erkenden sona eriyordu. Tecde'de dönmeye başlayan türbinlerle birlikte Malatya'nın geceleri de değişmeye başladı. Henüz kimse bunun farkında değildi. Fakat o küçük gölet, yalnızca su toplamıyor, Cumhuriyet'in aydınlanma ülküsünü de biriktiriyordu.
Derme Suyu, yüzyıllar boyunca Malatya'nın bağlarını sulamıştı.
Şimdi ise aynı su, bir şehrin gecelerine ışık taşımıyor, toprağa verdiği bereketi, geleceğe duyulan umutla birleştiriyordu. İşte Tecde'deki Elektrik Gölü'nün hikâyesi, aslında suyun ışığa, ışığın da medeniyete dönüştüğü bu sessiz yolculuğun hikâyesidir.
Elektriğin şehre ulaşmasıyla birlikte Malatya'da yalnızca geceler aydınlanmadı. Hayatın akışı da yavaş yavaş değişmeye başladı. Dün gaz lambalarının titrek ışığında sürdürülen günlük hayat, artık ampullerin berrak aydınlığında yeni bir ritim kazanıyordu. Bu değişim elbette bir gecede gerçekleşmedi. Ancak yanan her ampul, geleceğe doğru atılan sessiz bir adım oldu.
İlk olarak Vali Konağı ile Beşkonaklar elektrikle buluştu. Ardından Mücelli Mahallesi ve Halep Caddesi çevresine çekilen hatlardan isteyen vatandaşlar evlerine elektrik bağlatmaya başladılar. Tesisat işleri, dönemin maharetli ustalarından çilingir Remzi Usta tarafından yapılıyordu. O günün ekonomik şartlarında bu hizmet oldukça masraflı olduğundan birçok aile uzun yıllar elektriğe kavuşamadı. Nitekim 1940'lı yıllarda bile Malatya'da gaz lambasıyla aydınlanan pek çok ev bulunduğu, dönemi yaşayanların hatıralarında yer almaktadır.
Bugün bir düğmeye dokunarak ışığı yakmak bize son derece sıradan geliyor. Oysa o yıllarda elektrik, insanlar için adeta görülen bir mucizeydi. Çocuklar ampulleri hayranlıkla seyrediyor, yaşlılar bu beyaz ışığın nasıl meydana geldiğini anlamaya çalışıyor, kadınlar ise gaz lambasının isiyle kararmayan duvarlara sevinçle bakıyordu. Küçük gibi görünen bu yenilik, aslında günlük hayatın alışkanlıklarını değiştiren büyük bir dönüşümün başlangıcıydı.
Elektrik yalnızca evleri aydınlatmadı. İnsanların ufkunu da genişletti. Akşamları dükkânlar biraz daha geç kapanmaya, öğrenciler derslerini daha rahat çalışmaya, zanaatkârlar işlerini daha güvenli şartlarda yapmaya başladılar. Bir şehrin kalkınması önce zihinde başlar. Tecde'de dönen türbinler de yalnızca enerji üretmiyor, Malatya'nın geleceğe bakışını sessizce değiştiriyordu.
Bu değişimin yaşandığı yıllarda gazyağı da hayatın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyordu. Elektriğin ulaşamadığı mahallelerde geceler yine gaz lambalarının ışığıyla geçiyordu. Tüccar Vahdettin İlter'in anlattıklarına göre, 1940-1941 yıllarında Celal Derinkök ile birlikte Abbas Efendi Mahallesi civarındaki elektriksiz evlere vesika karşılığında gazyağı dağıtıyorlardı. O günlerde bir teneke gazyağı on sekiz-yirmi liraya satılıyor, aynı parayla dört ton odun alınabiliyordu. İkinci Dünya Savaşı'nın bütün dünyayı etkilediği o yıllarda gazyağı karnesi, ekmek karnesinden sonra en önemli vesikalardan biri hâline gelmişti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, elektriğin değerini en iyi o yılların insanının bildiğini anlıyoruz. Çünkü onlar ışığa kolay kavuşmadılar. Sabrettiler, beklediler, emek verdiler. Bir ampulün yanması, yalnızca bir odanın aydınlanması değil, uzun bir bekleyişin karşılığıydı.
Alman Nakler...
Hidroelektrik santralinin montajını gerçekleştiren, Malatyalıların "Nakler" adıyla tanıdığı Alman teknik eleman da bu hikâyenin unutulmaması gereken isimlerinden biridir. Kısa zamanda Malatya'ya alışmış, şehirde birçok dost edinmişti. Elektrik üretiminin başlamasının ardından burada kalma arzusu da olumlu karşılanmıştı. Ne var ki bir süre sonra onun hayatına kendi eliyle son verdiği haberi bütün şehirde derin bir üzüntü meydana getirdi. Malatyalılar, Nakler’in büyük bir kalabalık eşliğinde Hristiyan Mezarlığı'na defnettiler.

Nakler'in ölümünün gerçek sebebi bugün de kesin olarak bilinmemektedir. Dönemin anlatımlarında, belediye ile yaşadığı bir görev anlaşmazlığının bu olayda etkili olabileceğine dair rivayetler yer almaktadır. Bu anlatılar, sözlü şehir hafızasının günümüze ulaşan parçalarından biridir. Tarihî belgeler kesin bir hüküm vermemekle birlikte, Nakler'in Malatya'nın elektriğe kavuşmasında büyük emeği olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
Bazı insanlar yaşadıkları şehirde doğarlar; bazıları ise o şehrin kaderine dokundukları için o şehrin insanı olurlar. Nakler de bunlardan biridir. Memleketinden binlerce kilometre uzakta, Malatya'nın ilk ışıklarının yanmasına emek vermiş, ardından geride hüzünlü bir hatıra bırakmıştır. Bugün onu hatırlamak, yalnızca bir teknik elemanı anmaktan çok emeğe, alın terine ve vefaya duyulan saygıyı da yaşatmaktır.
Malatya'nın yetiştirdiği değerli şair ve araştırmacılardan merhum Ahmet Şentürk de elektriğin şehre gelişini çocuk gözleriyle hatırlayan isimlerdendi. Kendisiyle yaptığımız sohbetlerde, Yeşilyurt'tan şehir merkezine bir şeyler satmak için geldiği sabahlardan birinde, Aşağıbağlar semtindeki sokak lambalarının karanlığı delen ışığını ilk kez gördüğünde duyduğu hayreti anlatmıştı. Aradan uzun yıllar geçmişti. Fakat o ilk ışığın çocuk hafızasında bıraktığı iz hiç silinmemişti.
İnsan hafızası bazen büyük olaylardan çok küçük ayrıntıları saklar. Ahmet Şentürk'ün zihninde kalan da bir ampulün ışığıydı. Çünkü o ışık yalnızca bir sokaktan ziyade bir devrin değiştiğini haber veriyordu. İşte şehir hafızası da böyle oluşur. İnsanların gönlünde iz bırakan küçük hatıralar, zamanla ortak bir geçmişe dönüşür.
Bugün Tecde'deki Elektrik Gölü artık yok. Derme Suyu o gölette toplanmıyor. Türbinlerin sesi de çoktan tarihin sessizliğine karıştı. Gölün yerinde başka yapılar yükseliyor. Zaman, mekânları değiştirmiş olabilir. Fakat şehirler yalnızca ayakta duran binalarıyla yaşamaz, onları asıl yaşatan, ortak hafızalarıdır.
Tecde'deki Elektrik Gölü, Malatya'nın hafızasında yalnızca suyun biriktiği bir yer olarak kalmadı. O göl, Cumhuriyet'in Anadolu'da filizlenen kalkınma ülküsünün, bilime duyulan güvenin, emeğin, fedakârlığın ve geleceğe duyulan umudun sembollerinden biridir.
Bir zamanlar Derme Suyu'nun sessizce döndürdüğü türbinler, bugün artık çalışmıyor olabilir. Fakat onların ürettiği ışık yalnızca ampullerde yanmadı. İnsanların zihinlerinde, hatıralarında ve şehir kültüründe de yaşamaya devam etti. Çünkü medeniyet, sadece yollarla, binalarla ve fabrikalarla kurulmaz. Medeniyet, hatırlamakla, emek verenlere vefa göstermekle ve geçmişten geleceğe köprü kurabilmekle yaşar.
Bazen bir şehrin tarihini büyük savaşlar yazmaz. Küçük bir gölün kıyısında yakılan ilk ampul yazar. Bazen bir milletin kalkınma hikâyesi, gösterişli eserlerden çok isimsiz ustaların, mühendislerin ve fedakâr insanların sessiz gayretlerinde saklıdır.
Bugün Tecde'nin gölü kurumuş olabilir. Ancak o gölden doğan ışık, Malatya'nın hafızasını hâlâ aydınlatmaktadır. Çünkü bazı göller suyla değil, hatıralarla beslenir.
Derme Suyu, yüzyıllar boyunca Malatya'nın bağlarını suladı. Cumhuriyet'le birlikte ise aynı su, şehrin gecelerine de ışık taşıdı. Tecde'deki Elektrik Gölü’nü işte bu nedenle sadece bir göl olarak değerlendiremeyiz. O, suyun ışığa, ışığın umuda, umudun ise bir şehrin ortak hafızasına dönüştüğü müstesna bir anıdır.
Bugün o gölü göremiyoruz. Ama bir şehir, geçmişine vefa gösterdiği müddetçe kaybettiği göller de yaşamaya devam eder. Çünkü bazı mekânlar haritalarda değil, insanların gönlünde varlığını sürdürür. Tecde'deki Elektrik Gölü de Malatya'nın gönlünde yaşamaya devam eden çok özel bir hatıradır. Geçmişten geleceğe uzanan sessiz ama hiç sönmeyen bir ışık gibi…