Bir zamanlar çocuk olmak, sokakta dizlerini yaralamak, eve üzeri kirli kıyafetlerle dönmek, akşam ezanına kadar arkadaşlarıyla oynamak demekti. Bir topun peşinden saatlerce koşmak, mahallede yeni bir oyun icat etmek, yaz tatilinin hiç bitmeyeceğini sanmaktı.

Bugün ise çocukların dünyası giderek değişiyor. Sokak oyunlarının yerini ekranlar, mahalle arkadaşlıklarının yerini çevrim içi oyunlar, hayal kurmanın yerini bazen erken yaşta başlayan başarı kaygısı alıyor.

Artık bazı çocuklar daha ilkokul sıralarındayken hangi mesleği seçeceğini, hangi sınavda başarılı olması gerektiğini ve gelecekte nasıl bir hayat kuracağını düşünmek zorunda kalıyor.

Peki, çocuklar ne zaman çocukluklarını yaşayacak?

Oyun oynamak da bir ihtiyaçtır

Çocukluk yalnızca büyümeye hazırlanılan bir dönem değildir. İnsan hayatının en özel, en özgür ve geri dönüşü olmayan zamanlarından biridir.

Bir çocuğun oyun oynarken öğrendiği paylaşmayı, kaybettiğinde yeniden denemeyi, arkadaşlarıyla tartışıp barışmayı hiçbir sınav tek başına öğretemez.

Ancak günümüzde çocukların boş zamanları bile çoğu zaman planlanmış durumda. Okul, kurs, ödev, sınav hazırlığı derken oyun oynamaya ayrılan zaman giderek daralıyor.

Elbette eğitim önemli. Çocukların iyi bir gelecek kurabilmesi için öğrenmesi, gelişmesi ve kendini keşfetmesi gerekiyor. Fakat iyi bir gelecek hazırlarken mutlu bir çocukluk dönemini feda etmek ne kadar doğru?

Ekranlar büyüyor, oyun alanları küçülüyor

Teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Çocukları dijital dünyadan tamamen uzak tutmak da gerçekçi değil. Ancak asıl mesele, ekranların çocukların hayatında ne kadar yer kapladığı.

Bir çocuğun arkadaşlarıyla yüz yüze oyun oynamak yerine saatlerini telefon veya tablet karşısında geçirmesi, yalnızca bir alışkanlık değişikliği olarak görülmemeli.

Çünkü çocukların hareket etmeye, doğayı tanımaya, arkadaşlarıyla iletişim kurmaya ve kendi hayal dünyalarını geliştirmeye ihtiyacı var.

Üstelik bu sorumluluk yalnızca ailelere ait değil. Belediyelerin, okulların ve toplumun da çocukların güvenle vakit geçirebileceği alanları artırması gerekiyor.

Başarılı çocuk mu, mutlu çocuk mu?

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru bu.

Çocuklarımızın yüksek notlar almasını, iyi okullarda eğitim görmesini, başarılı meslekler edinmesini istiyoruz. Peki, onların ne kadar mutlu olduğunu gerçekten merak ediyor muyuz?

Bir çocuğun başarısını yalnızca karnesindeki notlarla ölçmek, onun dünyasını birkaç rakama sığdırmak değil midir?

Her çocuk aynı hızda öğrenmez, aynı alanlarda başarılı olmaz, aynı hayalleri kurmaz. Kimi resim yapmayı sever, kimi müzikle ilgilenir, kimi toprağa dokunmaktan, kimi kitap okumaktan mutluluk duyar.

Çocukların birbirleriyle yarıştırılmadığı, yeteneklerinin fark edildiği ve hata yapmalarına izin verilen bir eğitim ortamına ihtiyacımız var.

Çünkü geleceğin doktorları, öğretmenleri, mühendisleri ve sanatçıları olacak çocuklar, her şeyden önce çocuk.

Onlardan sürekli büyümelerini, başarılı olmalarını ve sorumluluk almalarını bekliyoruz. Ancak bazen en temel ihtiyacı unutuyoruz: Oynamak, gülmek, keşfetmek ve çocuk olmak.

Bir çocuğa bırakılabilecek en güzel gelecek yalnızca iyi bir eğitim değil, güzel hatırlayacağı bir çocukluktur.

Belki de artık çocuklara sürekli geleceği anlatmak yerine, bugünü yaşamaları için daha fazla alan açmalıyız. Çünkü çocukluk bir kez yaşanır ve hiçbir başarı, yaşanamamış bir çocukluğun yerini tutamaz.