Sabah gözümüzü açar açmaz saate bakıyoruz. İşe yetişmek, okula yetişmek, bir yerlere yetişmek… Gün bitmeden yapılacaklar listesine yetişmeye çalışıyoruz. Telefonun ekranında ise başkalarının hayatları akıp gidiyor. Biri yeni bir işe başlamış, biri evlenmiş, biri araba almış, biri tatile çıkmış, biri yıllardır hayalini kurduğu hayatı yaşamaya başlamış…
Biz de bütün bunlara bakıp kendimize aynı soruyu soruyoruz:
“Ben neden hâlâ olduğum yerdeyim?”
Belki de asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü bize sürekli ilerlememiz gerektiği söyleniyor. Daha çok çalışmamız, daha çok kazanmamız, daha başarılı olmamız, daha iyi görünmemiz, daha çok gezmemiz gerekiyor. Sanki hayatın bir son teslim tarihi varmış gibi…
Oysa insan hayatı bir yarış değil.
Bir başkasının takvimiyle kendi hayatımızı ölçüyoruz
Özellikle gençler için bu durum her geçen gün daha yorucu hâle geliyor. Üniversiteden mezun olur olmaz iyi bir iş bulmak, kısa sürede kendi düzenini kurmak, evlenmek, ev almak, araba almak, ekonomik olarak rahatlamak…
Bunların hepsi güzel hedefler. Fakat herkesin hayatının aynı hızda ilerlemesi gerekmiyor.
Bir insan 22 yaşında ne yapacağını biliyor olabilir. Bir başkası 28 yaşında hâlâ kendisini tanımaya çalışabilir. Birinin yolu üniversiteden geçerken bir başkasının yolu çalışmaktan, üretmekten veya bambaşka bir deneyimden geçebilir.
Ama sosyal medya bize bütün bunları unutturuyor.
Çünkü orada genellikle hayatların tamamını değil, en güzel birkaç dakikasını görüyoruz.
Bir kahvaltı masasının fotoğrafını görüyoruz ama o masaya gelene kadar yaşanan tartışmayı bilmiyoruz. Yeni alınmış bir arabanın fotoğrafını görüyoruz ama o arabanın kaç yıl boyunca biriktirilerek alındığını bilmiyoruz. Başarılı bir insanın hikâyesini görüyoruz ama başarısız olduğu onlarca günü görmüyoruz.
Sonra kendi hayatımızın en zor anını, başkasının hayatının en güzel karesiyle karşılaştırıyoruz.
Ve kendimizi eksik sanıyoruz.
Bazen durmak da ilerlemektir
Belki de biraz yavaşlamamız gerekiyor.
Her gün yeni bir hedef belirlemek yerine, elimizdekilerin kıymetini fark etmek… Sürekli “Daha ne yapabilirim?” diye sormak yerine, “Bugün neyi başardım?” diyebilmek…
Çünkü hayat sadece büyük dönüm noktalarından ibaret değil.
Sabah işe giderken içilen bir çay, uzun zamandır konuşulmayan bir arkadaşla yapılan telefon görüşmesi, aileyle aynı sofrada oturmak, yorucu bir günün sonunda eve dönmek, bir kedinin kapıda sizi beklemesi…
Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Ama insanın hayatını aslında bu küçük anlar oluşturuyor.
Belki de yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda “Keşke daha çok çalışsaydım” demekten ziyade “Keşke o günlerin kıymetini daha fazla bilseydim” diyeceğiz.
Herkesin zamanı kendine
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, herkesin aynı yaşta aynı yerde olması gerektiğini düşünmek.
Oysa bazı insanlar erken çiçek açar, bazıları geç.
Bazılarının yolu dümdüzdür, bazılarınınki virajlı.
Kimi hızlı gider, kimi yavaşlar, kimi bir süre durur.
Bunların hiçbirisi hayatın yanlış yaşandığını göstermez.
Bu yüzden bugün kendinizi bir başkasının hayatıyla kıyaslıyorsanız bir an durun.
Belki geride değilsiniz.
Belki sadece sizin yolunuz farklı.
Ve belki de herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken yapılabilecek en güzel şey, bir an olsun durup nereye gittiğimizi sormaktır.
Çünkü önemli olan herkesten önce varmak değil.
Önemli olan, vardığımız yerde kendimizi bulabilmek.