Bir süredir etrafıma baktığımda garip bir şey fark ediyorum. Herkesin hayatı yolunda gibi. Biri yeni bir işe başlamış, biri tatile gitmiş, biri evlenmiş, biri araba almış, biri başarı hikâyesini paylaşmış…
Sosyal medyayı açıyorsunuz; kahveler, tatiller, kutlamalar, güzel sofralar, hediyeler, başarılar…
Sanki herkes hayatının en güzel dönemini yaşıyor.
Sonra insan kendi hayatına dönüp bakıyor.
Ve ister istemez şu soru aklına geliyor:
“Herkes bu kadar mutluyken ben neden bu kadar yoruldum?”
Belki de mesele bizde değildir.
Kimse hayatının tamamını göstermiyor
Bir insanın sosyal medya hesabına baktığımızda aslında onun hayatını değil, hayatından seçtiği birkaç saniyeyi görüyoruz.
Gülümseyen bir fotoğrafın arkasında kötü geçen bir gün olabilir.
Şık bir restoran paylaşımının öncesinde uzun bir çalışma günü vardır.
Tatil fotoğrafının arkasında belki de aylarca biriktirilmiş yorgunluk bulunuyordur.
Ama biz bunları görmüyoruz.
Biz sadece sonucu görüyoruz.
Kendi hayatımızı ise bütün ayrıntılarıyla biliyoruz.
Kaygılarımızı, borçlarımızı, ailevi meselelerimizi, iş stresimizi, uykusuz gecelerimizi…
İşte karşılaştırma tam burada adaletsizleşiyor.
Başkasının vitrinini, kendi depomuzla karşılaştırıyoruz.
Başarı yarışına ne zaman girdik?
Eskiden insanın kendini kıyasladığı çevre daha sınırlıydı.
Mahalleden bir arkadaş ev aldıysa bilirdiniz.
Bir akrabanız tatile gittiyse duyardınız.
Şimdi ise dünyanın her yerinden milyonlarca insanın hayatı cebimizde.
Üstelik bize çoğunlukla güzel taraflarını gösteriyorlar.
Böyle olunca hayatın normal akışı bile başarısızlık gibi görünmeye başlayabiliyor.
Henüz evimiz yoksa geride kaldığımızı düşünüyoruz.
Araba alamadıysak başarısız hissediyoruz.
Tatile çıkamadıysak hayatı kaçırdığımızı sanıyoruz.
Yeni bir işe başlamadıysak yerimizde saydığımızı düşünüyoruz.
Oysa hayat bir yarış değil.
En azından olması gerekmiyor.
Herkes aynı anda yetişmek zorunda değil
Belki de son yıllarda en çok unuttuğumuz şeylerden biri bu:
Herkesin zamanı farklıdır.
Bir insan 24 yaşında istediği işe kavuşabilir.
Bir başkası 30 yaşında yeniden başlayabilir.
Birisi genç yaşta evlenebilir.
Bir diğeri yıllarca yalnız kalmayı tercih edebilir.
Birinin evi olabilir, diğerinin henüz kendi odasını değiştirecek bütçesi olmayabilir.
Bunların hiçbiri tek başına bir insanın hayatının başarılı veya başarısız olduğunu göstermez.
Çünkü hayatın takvimi herkes için aynı değil.
Belki de biraz yavaşlamamız gerekiyor
Her gün daha fazlasını istemek kötü bir şey değil.
Daha iyi bir iş istemek, daha güzel bir ev hayal etmek, seyahat etmek, para kazanmak, hedef koymak…
Bunların hepsi hayatın doğal parçaları.
Ama insanın elindekileri sürekli yetersiz görmesine neden oluyorsa, burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü bazen sahip olmadıklarımızın peşinde koşarken sahip olduklarımızın değerini fark etmiyoruz.
Belki bugün hayatımız mükemmel değil.
Zaten kimin hayatı mükemmel ki?
Belki bazı şeyler istediğimiz gibi gitmiyor.
Belki hâlâ beklediğimiz bir haber var.
Belki çözemediğimiz sorunlar bulunuyor.
Ama bu, hayatımızın kötü olduğu anlamına gelmiyor.
Bazen sadece yorulmuş oluyoruz.
Ve yorulmak, başarısız olmak değildir.
Belki de herkesin mutlu göründüğü bu çağda kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
“Ben gerçekten mutsuz muyum, yoksa sadece başkalarının hayatına bakmaktan kendi hayatımı fark edemez hale mi geldim?”