Bazen bir insanın yorulduğunu anlamak için yaptığı işe bakmak yetmez. Çünkü bazı yorgunlukların görünür bir karşılığı yoktur.
Çamaşırı makineye atmak bir iştir. Ama çamaşırın bittiğini hatırlamak, asmak, kuruduğunda toplamak, ütülenecekleri ayırmak ve evde temiz kıyafet kalıp kalmadığını düşünmek başka bir yüktür.
Akşam yemeğini yapmak bir iştir. Fakat “Bugün ne pişireceğiz?”, “Evde hangi malzeme eksik?”, “Çocuğun yarın beslenmesine ne koyacağız?”, “Hafta sonu misafir gelecek, alışveriş yapılmalı” gibi onlarca küçük ayrıntıyı zihinde taşımak daha görünmez bir sorumluluktur.
İşte buna “zihinsel yük” deniyor.
Görünmeyen işlerin ağırlığı
Toplumda ev işleri ve çocuk bakımı konusunda önemli değişimler yaşansa da aile içerisindeki sorumlulukların paylaşımı her zaman aynı hızda değişmiyor.
Bir evde iki kişi çalışıyor olabilir. İki kişi de çocuk büyütüyor olabilir. Ancak bazen evin bütün organizasyonu hâlâ tek bir kişinin zihninde dönüyor.
Doktor randevusunu kim alacak?
Okul toplantısı ne zaman?
Çocuğun kıyafeti küçüldü mü?
Faturanın son ödeme tarihi ne?
Buzdolabında süt var mı?
Hafta sonu kimin doğum günü?
Bunların hiçbiri tek başına büyük bir iş gibi görünmeyebilir. Fakat onlarca küçük sorumluluk bir araya geldiğinde insanın zihninde sürekli açık kalan bir “yapılacaklar listesi” oluşturur.
Bu nedenle zihinsel yük, yalnızca fiziksel olarak yapılan işlerin sayısıyla ölçülemez. Asıl mesele, işlerin sorumluluğunun kimin zihninde sürekli taşındığıdır.
“Söyle, yapayım” gerçekten çözüm mü?
Burada önemli bir ayrım var.
Bir kişinin diğerine “Bana ne yapacağımı söyle, ben de yapayım” demesi ilk bakışta iş birliği gibi görünebilir. Ancak bu yaklaşım, zihinsel yükün tamamını ortadan kaldırmayabilir.
Çünkü yapılacak işi fark etmek, planlamak ve görev dağılımını yapmak yine aynı kişinin üzerinde kalır.
Gerçek paylaşım ise “Ne yapmam gerekiyor?” sorusunu sormaktan önce “Evde yapılması gerekenler neler ve bunlardan hangilerinin sorumluluğunu ben üstlenebilirim?” diyebilmektir.
Yani mesele yalnızca yardım etmek değil, sorumluluk almak.
Birlikte yaşamak, birlikte düşünmek demek
Ev içerisinde görev paylaşımını yalnızca “sen bulaşıkları yıka, ben yemek yapayım” şeklinde düşünmek eksik kalabilir.
Çünkü bir işin başlangıcı kadar devamlılığı da vardır.
Örneğin çocuğun okul ihtiyaçlarının tamamını bir kişi üstleniyorsa, diğer kişinin yalnızca kırtasiye alışverişine gitmesi bütün sorumluluğun paylaşıldığı anlamına gelmez.
Gerçek paylaşım; ihtiyacı fark etmekten planlamaya, uygulamadan takip etmeye kadar sürecin tamamını üstlenmekle mümkün olur.
Bu noktada çiftlerin haftada birkaç dakika ayırarak evdeki görünür ve görünmez işleri konuşması bile önemli bir başlangıç olabilir.
“Kim ne yapıyor?” kadar,
“Kim neyi düşünüyor, kim neyi takip ediyor?”
sorusunu da sormak gerekiyor.
Çocuklara da farklı bir dünya bırakabiliriz
Zihinsel yük meselesi yalnızca bugünün yetişkinleriyle ilgili değil.
Çocukların ev içerisindeki sorumlulukları nasıl gördüğü, ileride kuracakları ilişkileri de etkileyebilir.
Kız çocuğuna “Ev işlerini öğrenmelisin” denilirken erkek çocuğuna aynı sorumluluklar verilmediğinde, daha küçük yaşta bile görevlerin cinsiyetlere göre ayrıldığı mesajı ortaya çıkabilir.
Oysa yemek yapmak, çamaşır katlamak, alışveriş listesini hazırlamak, evi toplamak ya da bir aile bireyinin ihtiyacını takip etmek kadınlara ait beceriler değildir.
Bunlar hayat becerileridir.
Paylaşmak sadece kadınların yükünü azaltmaz
Zihinsel yükün daha adil paylaşılması yalnızca kadınların daha az yorulması anlamına gelmez.
Aile içerisindeki iletişim de güçlenebilir.
Çocuklar daha fazla sorumluluk almayı öğrenebilir.
Eşler birbirlerinin günlük hayatını daha iyi anlayabilir.
En önemlisi de ev, bir kişinin yönettiği ve diğerlerinin yardım ettiği bir yer olmaktan çıkıp gerçekten ortak bir yaşam alanına dönüşebilir.
Belki de bu yüzden ev işlerine bakarken “Ben ne kadar yardım ediyorum?” sorusundan önce başka bir soru sormalıyız:
“Bu evin yükünü ne kadar birlikte taşıyoruz?”
Çünkü aynı evin içinde yaşamak, yalnızca aynı çatı altında bulunmak değildir.
Birlikte yaşamak; hatırlamak, planlamak, düşünmek, karar vermek ve gerektiğinde birbirinin yükünü paylaşmaktır.
Ve bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, “Yardım edeyim mi?” sorusundan çok daha basittir:
“Ben bunu üstleniyorum.”
İşte gerçek paylaşım belki de tam burada başlar.