Bir şehrin kültür tarihi bazen büyük binalarda, görkemli yapılarda değil, küçük bir dükkânın raflarında, bir gazetenin katlanmış sayfalarında, bir çay ocağında yapılan uzun sohbetlerde saklıdır.

Bir Kırtasiye Dükkânından Şehrin Kültür İklimine

Malatya’nın bundan yaklaşık yüz yıl önceki kültür ve sosyal hayatına baktığımızda, bugün belki de sıradan gördüğümüz bazı mekânların, o günlerde şehrin düşünce hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Bir kırtasiye dükkânı yalnızca kalem, defter ve kitap satmıyor, şehre haber, bilgi ve düşünce taşıyordu. Bir çay ocağı yalnızca çay ikram etmiyor, insanların konuştuğu, tartıştığı, öğrendiği ve birbirinden haberdar olduğu bir kültür mekânı hâline geliyordu.

Malatya’da ilk gazete bayii de böyle bir mekândı.

Valiliğin yanında bulunan ve 6 Şubat 2023 depreminde yıkılan eski Belediye binasının karşısında, daha sonra yerine yeni bina yapılan Halk Bankasının yanından aşağıya doğru inen bir sokak vardı. Bugün artık yerinde binaların bulunduğu bu sokak, zeminden pasaj gibi bırakılan bir geçişle devam ediyor ve Söğütlü Camii’nin önüne çıkıyordu.

6 Şubat 2023 depremine kadar kullanılan bu ara sokağın, Malatya Belediyesine bakan köşesinde Kağıtçı Halil’in dükkânı bulunuyordu. Kağıtçı Halil, burada Malatyalıların kitap ve kırtasiye ihtiyacını karşılıyordu. Fakat onun dükkânının şehir hayatındaki önemi bununla sınırlı değildi. Burası aynı zamanda Malatya’nın ilk ve uzun yıllar tek gazete bayii idi. Gazetelerin yanında dergi, kitap ve diğer basılı yayınlar da burada satılıyordu.(KK: Hayrettin Abacı)

Yaklaşık yüz yıl önce Kağıtçı Halil’in “Mektep Pazarı – Neşriyat ve Kırtasiye – Eyyüp Oğlu Halil” adlı iş yeri. Fotoğraftaki levha, Malatya’nın ilk gazete bayii olarak bilinen bu dükkânın geçmişten bugüne ulaşan önemli bir kültür belgesidir.

O yıllarda gazeteler Malatya’ya trenle geliyordu. Şehire üç-dört günde, bazen beş günde ulaşan gazeteler, yine de taze yayın kabul ediliyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu şehirlerinin tamamında olduğu gibi Malatya’da da haberin şehre ulaşması böyle uzun bir yolculuktan geçiyordu. Bugünden bakıldığında birkaç günlük gazetenin nasıl olup da “taze” kabul edildiğini anlamak güç olabilir. Fakat o günün dünyasında bir gazetenin Malatya’ya ulaşması, aslında şehrin dış dünyaya açılan pencerelerinden birinin açılması demekti.

(A. Şentürk, Hıfzı Babanın Kahvesi Nerede İdi?)

Sunduğum fotoğraf, bu küçük fakat önemli kültür mekânını daha da anlamlı hâle getiriyor. Dükkânın üzerindeki levhada açıkça “Mektep Pazarı-Neşriyat ve Kırtasiye-Eyyüp Oğlu Halil” yazıyor. Kağıtçı Halil’in Tecde köyünden olduğunu da öğrenmiştim.(KK: Hayrettin Abacı)

Başka gazete bayiliği almak isteyenler olmasına rağmen Kağıtçı Halil, 1943 yılına kadar Malatya’nın tek gazete bayii olarak kaldı. Demek ki uzun yıllar boyunca Malatyalının gazete, dergi ve kitap için uğradığı adreslerden biri değil, başlıca adresi bu dükkândı.

Gazete almak, o yıllarda bugünkü gibi yalnızca haber okumak anlamına gelmiyordu. Gazete, insanın dünyaya açılan penceresiydi. Şehirde olup bitenleri, memlekette yaşananları, dünyadaki gelişmeleri öğrenmenin yollarından biriydi. Bu sebeple Kağıtçı Halil’in dükkânını yalnızca bir kırtasiye veya gazete satış yeri olarak değerlendirmek eksik kalır. Burası, Malatya’nın kültür hayatına açılan kapılardan biriydi.

Hıfzı Baba’nın Kahvesi Nerede İdi?

Kağıtçı Halil’in dükkânından alınan gazetelerin, dergilerin ve kitapların ardından yolun nereye uzandığını bilmek, o günkü Malatya’nın kültür iklimini anlamak bakımından önemlidir.

Ahmet Şentürk’ün Hıfzı Babanın Kahvesi Nerede İdi? adlı kitabında, Malatya’nın o günleri ve Hıfzı Baba’nın Çınarlı Cami avlusundaki Çay Ocağı ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Burası, Malatya’nın okumuş yazmış insanlarının buluştuğu bir kültür eviydi.

Hıfzı Baba’nın kahvesi, yani Çay Ocağı, Malatya’da Yeni Cami’nin doğusunda, Tüccar Pazarı ile Yeni Cami arasında, 6 Şubat 2023 depreminde yıkılan Vakıf İşhanı’nın bulunduğu yerde, önceleri avlusundaki çınar ağacından dolayı Çınarlı Cami olarak bilinen mabedin avlusunda bulunuyordu.

Son cemaat yerinin üzeri kapalı olan cami, taş temel üzerine kerpiçten yapılmıştı. Avlusunda bol suyu bulunan iki havuz vardı. Kunduracılar ve yemeniciler, köselelerini kolay kesebilmek için suyun içine koyar, üzerine de taş bırakırlardı.

Malatyalı Dârüssaade Ağası İsmail Ağa tarafından yaptırılan Çınarlı Cami, yakın geçmişte Şehir Meclisinin aldığı bir karar sonucu yıktırılmış ve yerine Vakıf İşhanı yaptırılmıştır.

Hıfzı Baba’nın kahvesi, Yemeniciler Pazarının batı yanı ile pamukçulara ait dükkânların köşe teşkil ettiği kısmın arkasındaydı. Çınarlı Cami’nin biri kuzeyde, yani Kunduracılar Pazarına, diğeri batıya açılan iki kapısı vardı.

Kağıtçı Halil’den, daha sonra açılan gazete bayilerinden gazete, dergi ve kitap alan Malatya’nın münevverleri, sohbet etmek ve dostlarıyla buluşmak için bu Çay Ocağına gelirlerdi.

Uzun yıllar yanında bulunmaktan şeref duyduğum rahmetli Ahmet Şentürk ağabeyimle sık sık yaptığımız sohbetlerde, Hıfzı Baba’nın Çay Ocağı ile orada oluşan kültür ikliminden ziyadesiyle söz edilirdi. Malatya’nın kadim geleneksel kültürüyle yetişmiş, fakat kendisini esnaf olarak emekliye ayırarak tezgâhını çocuklarına bırakmış şehrimizin ekâbirleri Çınarlı Camii’nin müdavimleriydi. Devlet hizmetinden emekli olan, mürekkep yalamış insanlar da bu Çay Ocağına devam ederlermiş.

Ahmet Şentürk ağabeyimin anlattığına göre, öğle namazını kılmak için evlerinden çıkan Malatya’nın ileri gelenleri, önce Kağıtçı Halil’den gazetelerini alırlarmış. Gazeteyi dikine katlar, özellikle görünsün diye ceketlerinin dış ceplerinden birine sokarlarmış.

Ne güzel bir görüntüdür bu!

Bir insanın ceketinin cebinde taşıdığı gazete, yalnızca kâğıttan oluşan bir yayın değildir. O gazete, onun dünyaya olan merakını, olup bitenlerden haberdar olma isteğini, memleket meselelerine duyduğu ilgiyi de taşır.

Öğle namazından sonra ikindiye kadar çaylarını içer, sohbet ederlerdi. Dinî konular, kültür, tarih, siyaset, geçim meseleleri, Malatya’nın ticareti ve ekonomik hayatı konuşulur, dünyanın büyük meselelerinden biri olan İkinci Cihan Harbi de bu sohbetlerde masaya yatırılırdı.

İkindi namazını kıldıktan sonra birer çay daha içilir, çarşıdan alacağı olanlar alışverişlerini yapar, ardından evlerinin yolunu tutarlardı.

Böylece bir gazete bayii ile bir çay ocağı arasında görünmeyen bir kültür köprüsü kurulmuştu. Gazete dükkânda alınır, haber çay ocağında konuşulur, fikirler sohbetlerde şekillenir, şehir de bütün bunların sessiz tanığı olurdu.

Eğitim, Edebiyat ve Kültür Hayatı

Malatya’nın o yıllardaki kültür hayatını yalnızca gazete bayileri ve çay ocaklarıyla sınırlamak elbette mümkün değildir. Şehrin eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin de bu kültür ikliminin oluşmasında önemli katkıları vardı.

Cumhuriyetin 10. yılında Malatya Ortaokulu Müdürü olan, Yedi Meşalecilerin önde gelen ismi Vasfi Mahir Kocatürk, aynı zamanda okulun edebiyat öğretmeniydi. 1933 yılında Malatya Lisesi de aynı binada eğitim ve öğretime başladı. Ortaokul ve lisenin müdürlüğünü Vasfi Mahir yürütüyordu.

Aynı yıl, İstanbul Üniversitesinde M. Fuat Köprülü’nün asistanları olan H. Nihal Atsız ve O. Şaik Gökyay, Malatya Ortaokuluna Türkçe öğretmeni olarak atandılar. O dönemde Coşkun Ertepınar ve Melahat Sezener de bu okulun öğretmenleri arasındaydı.

Daha sonra Vasfi Mahir Kocatürk’ün Eskişehir Lisesine müdür olarak atanması üzerine yerine Arif Nihat Asya, edebiyat öğretmeni ve okul müdürü olarak geldi.

Bunlar gibi daha nice öğretmen, o yıllarda Malatya’nın eğitim ve kültür hayatına önemli katkılarda bulundu. Şehrin aydınlarının, devlet adamlarının, şairlerinin ve yazarlarının yetişmesinde etkili oldular. Böylece Malatya’da zamanla bir edebiyat, sanat ve kültür ortamı oluştu.

Belki de Kağıtçı Halil’in küçük dükkânı ile okulların derslikleri, Hıfzı Baba’nın Çay Ocağı ile şehrin sokakları arasında düşündüğümüzden daha güçlü bir bağ vardı.

Çünkü kültür, yalnızca okulda öğrenilmez.

Kitapla buluşur, gazeteyle genişler, sohbetle derinleşir ve şehir hayatının içinde kök salar.

Gazeteler, Yeni Partiler ve Yeni Bayiler

İkinci Dünya Savaşı yıllarında insanlar daha fazla haber ihtiyacı hissetmeye başlayınca gazeteler okuyucular tarafından daha çok aranır oldu.

1945 yılında Türkiye çok partili hayata tam olarak girdi. Demokrat Parti ve yöneticileri, kendi düşüncelerine yer veren gazetelere ihtiyaç duydular. O zamana kadar yayımlanan gazetelerin önemli bir bölümü iktidardaki CHP’nin yanında yer alıyordu. İktidara ters düşen veya zaman zaman iktidarla anlaşmazlığa düşen gazeteler bulunmakla birlikte, doğrudan karşı duruş sergileyenlerin sayısı sınırlıydı.

Demokrat Parti ile birlikte muhalif gazeteler de ortaya çıktı. Yeni kurulan partiyi destekleyen yayınların satışı gündeme gelince, ülkenin her tarafında yeni gazete bayilerine ihtiyaç doğdu. Malatya’da da yeni gazete bayileri bu yıllarda açılmaya başladı.

Ali Rıza İlkbaşaran, Cevri İlkbaşaran ve Recep Sümer tarafından kurulan Sümer Kitabevi gazete satmaya başladı. Akşit Kitabevi de artık gazete getiriyordu. Böylece Malatya’daki gazete bayilerinin sayısı üçe çıktı. İlerleyen yıllarda şehirde gazete bayileri daha da çoğaldı.

Ali Rıza İlkbaşaran koyu bir Demokrat Parti yanlısıydı. Çok partili dönemde Demokrat Parti taraftarı gazeteleri ve diğer yayınları getirip satmaya başladı.(KK: Hayrettin Abacı)

Böylece Kağıtçı Halil’in yıllarca tek başına taşıdığı gazete bayiliği geleneği, zaman içerisinde başka kitabevleri ve satış noktalarıyla devam etti.

Bir Dükkânın Hatırasından Bir Şehrin Hafızasına

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Kağıtçı Halil’in dükkânını yalnızca geçmişte kalmış bir kırtasiye dükkânı olarak görmek mümkün değildir.

O dükkânın raflarında kitaplar vardı.

Gazeteler vardı.

Dergiler vardı.

Bütün bunların ötesinde, Malatya’nın dünyaya açılan merakı vardı.

Gazeteler trenlerle günlerce süren yolculukların ardından şehre ulaşıyor, Kağıtçı Halil’in dükkânında okuyucularını bekliyordu. Gazeteyi alanlar onu belki ceketlerinin cebine koyarak Çınarlı Cami’nin avlusundaki Hıfzı Baba’nın Çay Ocağına götürüyor, orada haberleri konuşuyor, memleket meselelerini tartışıyor, dünyada olup bitenleri anlamaya çalışıyorlardı.

Şehrin öğretmenleri okullarda yeni nesilleri yetiştiriyor. Şairler ve yazarlar bu kültür ikliminde kendilerine bir yol buluyor. Esnaf, devlet görevlileri ve şehrin ileri gelenleri aynı sohbet halkasında buluşuyordu.

Bugün o sokakların birçoğu yok.

Binaların bazıları değişti.

Çınarlı Cami artık yerinde değil.

Hıfzı Baba’nın Çay Ocağı artık çay kokmuyor.

Kağıtçı Halil’in dükkânı da geçmişte kaldı.

Fakat elimizde yüz yıl öncesinden kalan bir fotoğraf var.

Bir levha üzerinde hâlâ okunabilen birkaç kelime var:

“Mektep Pazarı – Neşriyat ve Kırtasiye – Eyyüp Oğlu Halil.”

İşte bazen bir şehrin hafızasını yeniden kurmak için bundan fazlasına ihtiyaç yoktur.

Bir fotoğraf, birkaç isim, birkaç hatıra ve onları unutmayan bir gönül…

Bu yazıda Malatya’nın yaklaşık yüz yıl önceki kültürel yapısından, sosyal hayatından ve okuma dünyasından bazı kesitleri günümüze taşımaya çalıştık. Kağıtçı Halil’in küçük dükkânından Hıfzı Baba’nın Çay Ocağına, oradan okullara, öğretmenlere, şairlere, yazarlara ve giderek çoğalan gazete bayilerine uzanan bu hikâye, aslında Malatya’nın kültür hayatının nasıl oluştuğuna dair önemli ipuçları taşımaktadır.

Bir şehrin kültür tarihi, yalnızca büyük olayların tarihi değildir. Bazen bir gazete bayisinin rafında, bir kitabın sayfasında, bir çay bardağının yanında yapılan sohbette saklıdır.

Malatya’nın yüz yıl önceki hayatından bize ulaşan bu hatıralar da şehrimizin kültür hafızasının küçük fakat kıymetli parçalarıdır.

Bu kültür ikliminin oluşmasında emeği bulunan ve bugün aramızda olmayan bütün büyüklerimizi, öğretmenlerimizi, esnafımızı, şair ve yazarlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Dr. Kemal DENİZ