Bir şehrin yeniden ayağa kalktığını anlamak için her zaman büyük binalara bakmaya gerek yok.

Bazen bir parkta oturan insanlara bakarsınız.

Bir çocuğun elindeki dondurmaya…

Akşam saatlerinde sokakta yürüyen ailelere…

Bir kafede uzun uzun sohbet eden gençlere…

Bir annenin çocuğunun elinden tutup kalabalığın arasında yürüyüşüne…

İşte şehir biraz da böyle geri döner.

Malatya uzun bir süredir yeniden kuruluyor. Sokaklarında yeni binalar yükseliyor, iş yerleri açılıyor, yollar değişiyor, meydanlar şekilleniyor. Ama bütün bunların yanında görünmeyen başka bir şey daha oluyor:

Hayat yeniden alışkanlıklarını kazanıyor.

Bence bir şehrin iyileşmesinin en güzel tarafı da bu.

Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca taş, beton ve asfalt değil.

Şehir biraz da hatıralarımızdır.

Çocukken yürüdüğümüz sokaktır.

Okul çıkışında arkadaşlarımızla buluştuğumuz köşedir.

Bir esnafın bizi ismimizle çağırmasıdır.

Bir akşamüstü ailemizle oturduğumuz banktır.

Bayram sabahı kalabalıklaşan caddedir.

Ve bazen yıllardır görmediğimiz bir tanıdıkla karşılaşıp "Nerelerdesin?" diye sormaktır.

Malatya'nın ihtiyacı biraz da hayat

Son günlerde Malatya'da kültür ve sanat etkinliklerinin artması, insanların yeniden bir araya gelmesi açısından kıymetli. Kültür Yolu Festivali'nin şehirde düzenlenmesiyle birlikte konserlerden sergilere, gastronomi etkinliklerinden çocuk programlarına kadar çok sayıda etkinlik vatandaşlarla buluşuyor.

Bunların hepsini yalnızca bir etkinlik takvimi olarak görmemek gerekiyor.

Çünkü insanların aynı yerde buluşması, aynı şarkıyı dinlemesi, aynı sergiyi gezmesi, aynı sofranın etrafında konuşması aslında bir şehrin sosyal hafızasını yeniden oluşturuyor.

Bir çocuk ilk kez bir konsere gidiyor.

Bir genç arkadaşlarıyla şehir merkezinde vakit geçiriyor.

Bir aile uzun zaman sonra birlikte dışarı çıkıyor.

Bir esnaf dükkânının önünde her zamankinden daha fazla insan görüyor.

Bunlar küçük gibi görünen ama şehir hayatı için oldukça büyük şeyler.

Şehirler insanlarla güzelleşir

Yeni yapılan bir bina elbette önemlidir.

Güvenli bir ev önemlidir.

Yeni bir yol, yeni bir okul, yeni bir hastane, yeni bir iş yeri de önemlidir.

Ama bütün bunların sonunda bir soru kalıyor:

İnsanlar o şehirde mutlu mu?

Bence şehir planlamasının en zor sorusu da bu.

Çünkü mutluluğun cetveli yok.

Bir parkın kaç metre olduğunu ölçebilirsiniz.

Bir binanın kaç katlı olduğunu hesaplayabilirsiniz.

Bir yolun kaç kilometre olduğunu bilebilirsiniz.

Ama bir çocuğun parkta ne kadar mutlu olduğunu ölçemezsiniz.

Bir yaşlının kendisini ne kadar yalnız hissettiğini rakamlara sığdıramazsınız.

Bir gencin geleceğe dair umudunu tabloya yazamazsınız.

Bu yüzden yeni Malatya'nın hikâyesinde binalar kadar insanların hayatına dokunan alanların da önemli olduğunu düşünüyorum.

Bugün özel gereksinimli bireylerin ve ailelerinin sosyal hayata daha güçlü katılımını amaçlayan Engelsiz Yaşam Merkezi gibi yatırımların gündeme gelmesi de bu açıdan anlamlı.

Çünkü şehir herkesindir.

Çocukların da…

Gençlerin de…

Yaşlıların da…

Kadınların da…

Özel gereksinimli bireylerin de…

Ve kendisini bazen şehrin dışında hisseden herkesin de.

Bir gün yine "eski Malatya" demeyeceğiz

Belki de en büyük değişim burada olacak.

Bir süre sonra "Depremden önce nasıldı?" diye sormak yerine, "Malatya bundan sonra nasıl olacak?" diye konuşacağız.

Bence asıl başlangıç noktası da bu.

Geçmişi unutmadan geleceğe bakabilmek.

Kaybettiklerimizi hatırlarken yaşayacaklarımız için de heyecan duyabilmek.

Bir şehrin geçmişi elbette silinmez.

Ama şehirler geçmişlerinin üzerine yeni hikâyeler yazar.

Malatya'nın da yeni hikâyeleri olacak.

Belki yeni bir meydanda başlayacak.

Belki bir çocuğun ilk bisikletini sürdüğü parkta…

Belki bir öğrencinin kütüphanede sabahladığı bir masada…

Belki bir esnafın yeniden büyüttüğü dükkânında…

Belki de yıllar sonra şehre geri dönen bir gencin "İyi ki dönmüşüm" dediği gün başlayacak.

Bazen umut çok sessiz gelir

Büyük değişimleri hep büyük cümlelerle bekliyoruz.

Oysa umut çoğu zaman sessiz gelir.

Bir dükkânın ışığının yanmasıdır.

Bir okulun bahçesindeki çocuk sesidir.

Bir parkta oturan yaşlıların sohbetidir.

Akşam saatlerinde eve dönen insanların telaşıdır.

Bir annenin çocuğuna "Hadi eve gidelim" demesidir.

Bir şehrin yeniden normalleşmesi belki de tam olarak budur.

Hayatın yeniden sıradanlaşması…

Çünkü bazen sıradan dediğimiz şey, aslında sahip olduğumuz en büyük zenginliktir.

Bugün Malatya'ya baktığımda en çok bunu düşünüyorum.

Şehrin yeniden kurulmasını elbette konuşacağız.

Yeni yolları, binaları, iş yerlerini, yatırımları da konuşacağız.

Ama bir gün bütün bunların arasında çok daha güzel bir cümle kurabilirsek…

"Malatya'da hayat yeniden güzel."

İşte o zaman gerçekten bir şeylerin değiştiğini anlayacağız.

Ve belki de bir şehrin yeniden doğması, tam olarak o cümlenin insanların yüzünde kendiliğinden belirmesiyle başlayacak.