Görebilmek için doğru açıya, doğru mesafeye ve yeterli ışığa ihtiyaç vardır. Bir nesneye çok yaklaştığımızda bütünü, çok uzaklaştığımızda ise ayrıntıları kaçırabiliriz. Hayatı ve geleceği okumak da bundan farklı değildir.
Geleceği öngörmek, bir kehanet değil; bilgi, gözlem ve muhakeme işidir. Bugünü doğru anlayamayan, yarını nasıl sağlıklı değerlendirebilir?
İçinde bulunduğumuz zamanın gerçekliğini kavramadan, geçmişin deneyimlerinden yararlanmadan ve değişimin işaretlerini görmeden geleceğe ilişkin yapılan yorumlar, çoğu zaman temenniden öteye geçemez.
Ancak çok bilgi sahibi olmak da tek başına yeterli değildir. Önemli olan, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak, verileri birlikte değerlendirmek ve önyargılardan arınmış bir bakış açısı geliştirmektir. Çünkü insan, çoğu zaman gerçeği olduğu gibi değil, görmek istediği gibi görür.
Önyargılar, gerçeğe açılan penceremizi daraltır. İçinde bulunduğumuz gündemin etkisiyle olayların sıcaklığına kapılmak, geçici gelişmeleri kalıcı değişimlerle karıştırmamıza neden olabilir. Oysa doğru mesafe, olaylardan uzaklaşmak değil; onları daha geniş bir perspektiften değerlendirebilmektir.
Elbette geleceği hiçbir veri bütünüyle garanti etmez. Beklenmedik gelişmeler, insan davranışları ve değişen koşullar en güçlü öngörüleri bile değiştirebilir. Fakat yeterli veri olmadan yapılan tahminlerle sağlam analizler arasında önemli bir fark vardır.
Geleceği okumak, geleceği kesin olarak bilmek değil; bugünün gerçeklerini doğru anlayarak yarının olasılıklarını görebilmektir.
Unutmayalım ki yanlış açıdan bakarsak gerçeği çarpıtır, yanlış mesafede durursak bütünü kaçırırız. Yetersiz bilgiyle ise gördüğümüzü sandığımız şey, gerçeğin kendisi olmayabilir.
Yarını doğru okumak istiyorsak önce bugüne doğru bakmayı öğrenmeliyiz.
Saygılarımla...