İnsanın gerçek karakteri, eline güç geçtiğinde ortaya çıkar. Makam sahibi olmak, insanın kim olduğunu değiştirmez; çoğu zaman kim olduğunu görünür hâle getirir. Kimi insan bulunduğu mevkiyi bir hizmet sorumluluğu olarak görür, kimi ise kendisine sunulmuş bir ayrıcalık zanneder. İşte asıl mesele burada başlar.
Mevki, makam, unvan... Bunların hepsi geçicidir. Bugün alkışlanan, yarın unutulabilir. Bugün kapısında sıra beklenen insan, yarın aynı kapının önünde bekleyenlerden biri olabilir. Fakat insanın geride bıraktığı davranışları, kurduğu ilişkileri ve vicdanında taşıdığı izler kolay kolay silinmez.
Ne yazık ki makam hırsı bazen insanın gözünü kör eder.
Kendi düşüncesini tek doğru, kendi çıkarını herkesin çıkarı, kendi başarısını ise başkalarının başarısızlığı üzerinden okumaya başlayanlar vardır. Eleştiriyi düşmanlık, farklı düşünceyi ihanet, itirazı saygısızlık olarak görürler.
Böyle bir ortamda insanları anlamak giderek zorlaşır.
Çünkü ego büyüdükçe dinleme yeteneği küçülür.
İnsan karşısındakinin ne söylediğine değil, kimin söylediğine bakmaya başlar. Aynı söz güçlü birinden geldiğinde “basiret”, güçsüz birinden geldiğinde “cehalet” sayılır. Aynı davranış dosttan gelince hoş görülür, rakipten gelince suç olur.
Oysa doğru, söyleyene göre değişmez.
Bir başka tehlike de çıkar uğruna gerçeğin eğilip bükülmesidir.
İnsan bazen savunduğu düşünceyi değil, işine gelen düşünceyi savunmaya başlar. Dün yanlış dediğine bugün doğru, dün doğru dediğine bugün yanlış diyebilir. Üstelik bunu yaparken hakikati değil, kendi konumunu korumayı amaçlar.
Bunun adı fikir değiştirmek değildir.
Fikir değiştirmek, insanın gerçeği gördüğünde yanıldığını kabul edebilmesidir. Çıkar için gerçeği çarpıtmak ise başka bir şeydir.
İnsanın en büyük sınavlarından biri, haklı olmadığı hâlde haklı görünme arzusudur.
Oysa insanı büyüten, her tartışmayı kazanması değil; gerektiğinde “Ben yanılmışım” diyebilmesidir.
Makam insanı yüceltmez.
Makamın içinde gösterilen adalet, tevazu ve insanlık insanı yüceltir.
Bir koltuğa oturmak kolaydır. O koltuğun hakkını vermek zordur.
Çünkü koltuk geçicidir; karakter kalıcıdır.
Bugün insanların karşısında duranların, yarın insanların arasında duracaklarını unutmamaları gerekir. Çünkü hayatın garip bir terazisi vardır: İnsan başkalarını nasıl görüyorsa, bir gün kendisini de aynı terazide bulabilir.
Bu yüzden biraz daha az ego, biraz daha fazla empati…
Biraz daha az makam hırsı, biraz daha fazla sorumluluk…
Biraz daha az çıkar hesabı, biraz daha fazla doğruluk…
Belki de ihtiyacımız olan tam olarak budur.
Çünkü insanı insan yapan, ne kadar yükseğe çıktığı değil; yükseğe çıktığında aşağıdakilere nasıl baktığıdır.
Ve unutmayalım:
Makam insanı büyütmez.
İnsan, makamı büyütür.
Saygılarımla...