Kanalboyu’nda akan yalnız su değil, bir şehrin hatıralarıdır, bir şehrin sevdalarıdır.
Güneş, görklü ışıklarını suyun üzerine serper sabahları. Kanalboyu, ışıkla suyun buluştuğu yerde yeniden doğar. Su güneşi taşır, güneş suya karışır. Gün boyunca cilveleşip dururlar.
Akşam olunca güneş çekilir, ay çıkar ortaya. Yıldızlar gökyüzüne minderlerini atar.Kimi suya eğilir, kimi uzaktan Kanalboyu’nu seyreder. Şehrin üzerine tatlı bir serinlik iner. Gündüzün telaşı diner, suyun sesi biraz daha belirginleşir.
Seher vakti, Kanalboyu yeniden uyanır.
Kuşların sesi suyun şırıltısına karışır. Derme ’den gelen ılık yel, yeşilliklerin kokusunu taşır. Sanki gece boyunca biriken bütün yorgunluklar suyla yıkanmış, şehir yeni güne tertemiz hazırlanmıştır.
Ab-ı hayat… Can suyu…
Kernek’te kaynayıp coşan su, yeniden doğuşun habercisi gibi yolunu bulur Kanalboyu’nda. Kernek’in deli kısrağıdır o. Şen şakraktır, yerinde durmaz. Köpürür, güler, koşar. Sonra Malatya’nın içinden geçip Fırat’a doğru yol alır.
Kernek’le buluşmak, Kernek’le konuşmak, Kanalboyu’yla koşuşmak ab-ı hayatla kol kola yürümektir adeta.
Sırlıdır Kanalboyu.Ketumdur.Gördüğünü söylemez.
Nice aşka şahit olmuş, nice ayrılığı sessizce dinlemiştir. Kaç genç, sevdiğinin yüzüne burada bakmış, kaç gönül söyleyemediği sözleri suya emanet etmiştir kim bilir?
Kaç sevinç kıyısında çoğalmış, kaç ayrılık sularında sessizce uzaklaşmıştır?
Kaç hazan sonu gözyaşlarına boğulmuş, kaç cemreden sonra baharla birlikte yeniden yemyeşil gülümsemiştir?
Kernek, sevip de kavuşamayanların acılarını da alır koynuna. Sonra akar gider. Gözyaşlarını Fırat’a taşır.
Nice ağıt gizlidir sularında.Kıyısında yürüyenler o ağıtları duymaz. Önünden geçenler, suyun taşıdığı hüznü bilmez. Oysa Kanalboyu’nun her köpüğünde bir hatıra, her kıvrımında bir sevda, her damlasında bir Malatyalının gönül hikâyesi vardır.

Kanalboyu görklü su…
Rengi gök, alnı ak, köpüğü bembeyaz su…Zamanla yarışan su…
Analar ne ağıtlar yaktı senin başında. Kaç sevgili gözyaşlarını bıraktı sularına. Bir dile gelsen, bir söyleyebilsen, kim bilir bağrından ne destanlar çıkar!
Beydağı’na sırtını dayamışsın. Demre’den ılgıt ılgıt esen yelin serinliğinde türküler söyleyerek koşuyorsun Fırat’a.
Kernek’in Kevser’i yola düşürdüğü yersin.
Havan ılık, suyun serin…Etrafın cıvıl cıvıl, şen şakrak…
Miski amberi taşır sana seher yeli. Yeşillikler, kuş cıvıltıları ve akan suyun şırıltısı birbirine karışır. Gündüz güneş, gece ay ve yıldızlar eşlik eder sana.
Bahar gelince başka bir güzelliğe bürünür Kanalboyu. Çiçekler açar, güller kokar. Yeşilin arasına renk renk çiçekler serpilir. Tabiat, sanki Malatya’ya yeniden gülümser.Sonra yaz gelir.
İşte Kanalboyu’nun asıl şenliği o zaman başlar.
Güneş Malatya’yı kavururken insanlar akşam serinliğinde Kanalboyu’na çıkar. Kanalın iki yanında hareketlilik başlar. Bir uçtan ötekine yürüyenler, banklarda oturanlar, dostlarıyla sohbet edenler, çocuklarının elinden tutup gezinenler…
Kanalboyu’nda herkesin bir yeri vardır.Çocukların yeri ayrıdır.
Onlar, Kanalboyu’nu yürümek için değil, yaşamak için kullanırlar. Koşarlar, gülerler, birbirlerinin peşinden giderler. Suyun sesine kahkahaları karışır.
Gençler başka türlü yürür.Kimi arkadaşlarıyla, kimi sevdiğiyle… Birbirine söylenecek sözlerin henüz söylenmediği, bakışların kelimelerden daha çok şey anlattığı yaşlardır bunlar.
İhtiyarlar ise yavaş yavaş yürür.
Onların yürüyüşünde acele yoktur. Çünkü onlar zamanın ne olduğunu bilirler. Bir ağacın gölgesinde oturup eski Malatya’dan söz ederler. Kimi bir dostu hatırlar, kimi bir dükkânı, kimi artık yerinde olmayan bir evi…
Kanalboyu, işte böyle böyle biriktirir şehrin hafızasını.
Bir çocuk kahkahasını…
Bir gençlik sevincini…
Bir ihtiyarın hatırasını…
Bir sevgilinin bakışını…
Bir annenin evladının elinden tutuşunu…
Bir dostun omuz başındaki sıcaklığını…
Sonra bütün bunları suyun sesine karıştırıp Fırat’a gönderir.
Yaz akşamlarının bir başka güzelliği…
Dondurma!
Malatyalı, Kanalboyu’na çıkıp da dondurmayı unutabilir mi?
Dondurmacıların önünde küçük bir telaş vardır. Çocukların gözleri külahlardadır. Büyüklerin de çocuklardan aşağı kalır yanı yoktur.
Külah elde, dondurma dilde…
Kanalın kenarında yürürken bir yandan dondurmayı yalarsın, bir yandan suyun sesini dinlersin.
Dondurma erir.Akşam serinler.
Kanal akar.İnsan yürür.
Hayat kendi hâlinde devam eder.
Bazen dondurma çocuğun elinden taşar, annesi peçeteyi uzatır. Bazen bir çocuk, eriyen dondurmasını yetiştirebilmek için külahı iki eliyle kavrar. Bazen iki ihtiyar, bankta oturmuş, dünyanın bütün meselelerini konuşur gibi eski günleri konuşur.
İşte şehir biraz da budur.
Şehir yalnızca caddelerden, binalardan ve meydanlardan ibaret değildir.
Şehir, bu suyun kenarında yürürken duyduğumuz tanıdık sestir.
Bir selamdır.
Bir dondurma külahıdır.
Akşam serinliğinde yapılan kısa bir gezintidir.
Çocuğun kahkahasıdır.
Gençliğin heyecanıdır.
İhtiyarın hatırasıdır.
Birbirini tanıyan insanların aynı yerde buluşabilmesidir.
Kanalboyu bu yüzden Malatya’dır.

Kanalboyu, Malatya’nın ortak hafızasıdır.
Su hayat…Su medeniyet…Su insan…
Sever, sevilir. Düş görür, hayal görür. Yer görür, gök görür, kuş görür. Berduş görür, sarhoş görür. Âşık görür, garip görür. Gülene de ağlayana da yol arkadaşlığı eder.
Kanalboyu nazlı kızı Kernek’in…
Ak köpükten gelinliği içinde yürüyen ağ gelin…
Ahh, ağ gelin!Durmaz, koşar.
Fırat denen o büyük sevgiliye doğru koşar…
Malatya’da Kanalboyu varsa hayat vardır.
Beydağı’ndan iğde, ıtır ve kekik kokuları geliyorsa, dutlar, kara erikler, cevizler ve kayısılar çiçek açıyorsa, analar, bacılar değirmene kalkıyorsa, güneş, ay ve yıldızlar Kernek’e bakıyorsa hayat bütün güzelliğiyle devam ediyor demektir.
Eskiler boşuna söylememiş:
“Anom, anom, anom Kernekli misin?
Kerneğe gelmeye yeminli misin?”
Kanalboyu, Malatya’ya candır, canandır.
Hayattır.Aşktır.Sevdadır.Çocukluktur.Hatıradır.Mutluluktur.
Bu şehrin ruhunu anlamak için bazen tarih kitaplarını açmaya gerek yoktur. Bir akşam Kanalboyu’na çıkmak yeter.
Suyun kenarında yürüyen insanlara bakın.
Kim bilir hangi çocukluğun peşindedir biri…
Kim bilir hangi sevdanın hatırasını taşır öteki…
Kim bilir hangi eski dostu arar gözleri bir başkasının…
İşte şehir, böyle zamanlarda konuşur.
Kanalboyu’nda akan suya bakınca yalnızca suyu görmezsiniz.
Malatya’nın çocukluğunu görürsünüz.
Gençliğini görürsünüz.
Sevdalarını görürsünüz.
Bayramlarını, yaz akşamlarını, dostluklarını, dondurma külahlarının peşinden koşan çocuklarını görürsünüz.
Geçmişin bugüne değdiği yerdir Kanalboyu.
Kernek’ten doğar, Malatya’nın içinden geçer, Fırat’a ulaşır.
Ama asıl yolculuğu gönüllerdedir.
Çünkü Kanalboyu, Malatya’nın gönlünden geçen nehirdir.
Haydi Malatya!
Akşam serinliğinde çık yola.Kernek seni bekler.Kanalboyu seni bekler.
Su akar.
Işık suya düşer.
Bir dondurma külahı elinde, bir dost yanı başında, bir türkü dilinde, yürü Kanalboyunca!
Belki o zaman sen de anlayacaksın:
Bazı şehirlerin suyu akar, Malatya’nın suyu ise hatıralarını taşır.
Kanalboyu, işte böyle mert, yiğit bir sudur.
Dr. Kemal DENİZ