Hayat hızla akıp giderken insanı ayakta tutan yarına dair kurduğu hayaller ve o hayallerin gerçekleşeceğine duyduğu umuttur. Çünkü insanın geleceği önce zihninde, sonra gönlünde şekillenir.

Hayat dediğin hızla geçiyor. Delikten geçen duman gibi… Parmaklarımızın arasından süzülen su gibi… Baş aşağı akan bir ırmağın suyu gibi… Ne kadar tutmak istesek de avuçlarımızda kalmıyor. Yavaşlatmak, durdurmak, geri çevirmek mümkün olmuyor. Tıpkı hızını almış bir kısrak gibi, yelesini rüzgâra bırakmış, doludizgin yoluna devam ediyor.

Biz ise çoğu zaman onun peşinden koşuyoruz.

Çocukluk geride kalıyor, gençlik sessizce uzaklaşıyor, yıllar birbiri ardına ekleniyor. Bir bakıyoruz ki, dün dediğimiz, yıllar önce yaşanmış. Bugün dediğimiz zaman da yarının hatırası olmaya hazırlanıyor. İnsan, hayatın içinden geçerken zamanın nasıl aktığını fark etmiyor. Sonra bir gün geriye dönüp baktığında, koskoca bir ömrün sanki masal gibi yaşanıp bittiğini düşünüyor: Bir varmış, bir yokmuş misali.

Her insanın hayatı kendince dopdoludur. Sevinçleri, acıları, beklentileri, kırgınlıkları, başarıları, kayıpları vardır. Bütün bunların üzerinden zaman geçtiğinde geriye çoğu zaman birkaç hatıra, birkaç yüz, birkaç söz ve gönlümüzde iz bırakan birkaç insan kalır.

İşte hayatın sırrı burada gizlidir.

Hayatın geçici olduğunu bilmek, onu anlamsızlaştırmaz. Tam tersine, hayatın geçici olduğunu bilmek ona değer katmalıdır. İnsan, elinde sonsuza kadar kalacağını sandığı maddi manevi varlıkların kıymetini çoğu zaman geç anlar.

Hayatı Durdurmak Mümkün mü?

Zaman zaman insanın içinde tuhaf bir duygu belirir. “Keşke hayatı bir anlığına durdurabilsem, yeniden başlayabilsem” deriz. Keşke bazı yanlışları yapmasaydım, bazı insanları kırmasaydım, bazı fırsatları kaçırmasaydım…Ama hayat durmaz.

Geçmişin kapısını çalıp geri dönmek mümkün değil. Yaşanan yaşanmış, söylenen söylenmiş, kırılan kırılmıştır. İnsan geçmişi değiştiremez fakat geçmişten öğrendikleriyle geleceğini değiştirebilir.

İşte tam burada hayal devreye girer.

İnsan kendini hiçliğe teslim ettiğinde hayatın anlamı da yavaş yavaş silinmeye başlar. Ama insanın içinde küçük de olsa bir hayal varsa, o hayal onu yeniden hayata bağlar.

Hiçliği düşünün…

İnsanın kendisini sonsuz boşlukta, yönünü kaybetmiş göktaşı gibi hissetmesi ne kadar ağırdır.

Ne gideceği yer vardır ne de ulaşmak istediği hedef. Savrulur durur.

Bazen insanın başına gelen en büyük yorgunluk da budur: Nereye gideceğini bilememek.

Oysa hayaller, insanın önüne görünmeyen yollar açar.

Hayal etmek, henüz gerçekleşmemiş bir geleceği gönülde kurmaktır. İnsan önce zihninde görür, sonra gönlünde büyütür, ardından ona ulaşmak için yola çıkar.

Bu yüzden hayal, boş bir düşünceden çok geleceğin ilk adımıdır.

Hayalden Umuda

İnsanoğlu, dünyaya geldiği günden itibaren bir şeyler hayal eder. Çocukken dünyayı değiştirecek kadar büyük hayaller kurar. Gençlikte geleceğini biçimlendirmek ister. Yaş ilerledikçe hayallerin biçimi değişir. Ama insanın hayal etme ihtiyacı hiçbir zaman ortadan kalkmaz.

İnsan, sadece bugünle yaşayamaz, yarına da ihtiyacı vardır.

İşte umut, insanın yarına uzattığı eldir.

Hayal, geleceğin zihnimizdeki görüntüsüyse; umut, o görüntünün gerçekleşebileceğine dair içimizde taşıdığımız inançtır. Hayal edemeyen insanın geleceğe dair beklentisi zayıflar. Umudunu kaybeden insan ise yavaş yavaş hayatla arasındaki bağı koparmaya başlar.

Bu nedenle umut, sadece güzel günler beklemek sayılamaz.

Umut, zor günlerin içinden geçerken insanın kendisine, hayata ve geleceğe söyleyebildiği “daha bitmedi” sözüdür.

Bazen umut, annenin çocuğuna bakarken gözlerinde gördüğümüz ışıktır.

Bazen yaşlı bir insanın baharda yeniden çiçek açan ağaca bakmasıdır.

Bazen tarlasına tohum atan çiftçinin toprağa güvenmesidir.

Bazen de bütün kapıların kapandığını düşündüğümüz anda gönlümüzde açılan küçücük penceredir.

Anadolu insanı, asırlardır umudu sabırla birlikte taşımıştır. Tohumu toprağa bırakan çiftçi, onun hemen ertesi gün filizlenmesini beklemez. Toprağı tanır, mevsimi bilir, beklemeyi bilir. Çünkü bilir ki her şeyin vakti vardır.

Anadolu irfanının bize söylediği en büyük hakikatlerden biri budur: Her gecenin içinde sabaha dair bir işaret vardır.

İnsana bütün geleceğini gösterirseniz, geriye onun gelecek diye bekleyeceği ne kalır?

Gelecek biraz da bilinmeyendir.

İnsan yarını bütünüyle bilmediği için umut eder. Önünde açılacak kapıları bilmez ama kapıların varlığına inanır. Yarın neler getirecek, hangi insanla karşılaştıracak, hangi güzelliği önüne çıkaracak bilemez.

Belki de hayatı yaşanabilir kılan biraz da budur: Bilinmeyen yarın…

Çünkü insanın hayali yok edilirse, geleceği de küçülür. Geleceği küçülen insanın umudu azalır. Umudu azalan insanın yaşama sevinci söner. Bir süre sonra insan yalnızca biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan varlığa dönüşür.

Yemek yer, uyur, çalışır, kazanır, tüketir…Ama yaşamaz.

Çünkü yaşamak sadece nefes almak değildir.

Yaşamak, sevmek, üzülmek, sevinmek, merak etmek, beklemek, özlemek, hayal kurmak ve hayata yeniden başlayabilmektir.

İnsan güldüğü ve ağladığı kadar insandır.

Bir başkasının acısını kendi yüreğinde duyduğu kadar insandır.

Bir çocuğun sevincine ortak olduğu, yaşlı bir insanın elini tuttuğu, düşenin elinden tuttuğu kadar insandır.

Merhamet yoksa insan eksilir.

Sevgi yoksa insan kurur.

Umut yoksa insanın içindeki gelecek duygusu ölür.

Hayalleri Kırılan İnsan

İnsanların hayallerini ve umutlarını yok etmek, aslında onların geleceğini yok etmektir.

Hayalsiz bırakılan insan, zamanla üretme isteğini de kaybeder. Çünkü üretmek için önce bir şeylerin daha iyi olabileceğine inanmak gerekir.

Bir öğretmenin sınıfa girerken taşıdığı umut, çocukların geleceğidir.

Bir babanın ailesi için kurduğu hayal, evinin yarınlara açılan kapısıdır.

Bir annenin çocuğuna dair duası, geleceğin sessiz tohumudur.

Bir gencin kendisi için kurduğu güzel hayat düşü, yalnızca onun kişisel hayali olamaz. Belki de toplumun geleceğine atılmış küçük adımlardır.

Bu yüzden hayalleri küçümsememek gerekir.

“Bundan ne çıkar?” diyerek bir insanın hayalini kırmak kolaydır. Fakat insanın yüreğine yeniden umut koymak zordur, bazen yıllarımızı alır.

Söylenen sözler, insanın gönlünde ömür boyu kalabilir.

Bu nedenle birbirimizin hayallerine karşı daha merhametli ve anlayışlı olmalıyız.

İnsanın insana verebileceği en büyük iyiliklerden biri, onun gönlündeki ışığı söndürmemektir.

Kendimize de Merhamet Edelim

Bütün bunların yanında insanın kendisine de merhamet etmesi gerekir.

Kendimizi sürekli yargılamak, geçmişte yaptığımız hatalar yüzünden kendimizi cezalandırmak, başkalarının bize söylediği kötü sözleri yıllarca içimizde taşımak da bir çeşit haksızlıktır.

İnsan bazen kendisini rahat bırakmalı.

Her şeyi aynı anda çözmek, her sorunun cevabını bugün bulmak, her yarayı hemen iyileştirmek mümkün değildir.

Bazı acılar zamana bırakılmalıdır.

Bazı soruların cevabını hayat vermelidir.

Bazı yolların sonu ise yüründükçe görünür.

İnsanın kendisini sürekli rahatsız etmesinden daha büyük bir yorgunluk yoktur. Çünkü insan, kendi içinde kendisine düşman olduğunda gidecek hiçbir yer bulamaz.

Bunun ilacı henüz bulunmadı. Ama belki çaresi vardır:

Kendimize biraz merhamet.

Geçmişteki hâlimizi bugünkü aklımızla yargılamamak…

Düştüğümüzde kendimize kızmak yerine yeniden ayağa kalkmayı öğrenmek…

Kendimize, başkalarına gösterdiğimiz anlayışın birazını göstermek…

İnsanın gönlü de toprağa benzer. Sürekli ezerseniz verimini kaybeder. Bazen dinlenmeye, bazen yağmura, bazen güneşe ihtiyaç duyar.

Yarını Gönlümüzde Kurmak

Hayat gerçekten hızlı geçiyor.

Bir gün çocukluğumuzun sokaklarında koşarken buluyoruz kendimizi, bir başka gün saçlarımızda yılların sessizliğini taşıyoruz.

Zaman durmuyor. Hayat akıyor.

Öyleyse bize düşen zamanı durdurmaya çalışmaktan çok, onun içinde anlamlı bir iz bırakabilmektir: Hayal kurmak…

O hayalin peşinden umutla yürümek…Sevmek…Sevilmek…

Bir gönle dokunmak, çocuğun yüzünü güldürmek, yaşlının duasını almak, bir insanın umudunu yeniden yeşertmek insanın dünyadaki asıl varlığı budur. Çünkü sonunda hepimiz bu dünyadan geçip gideceğiz. Geride ne kadar mal bıraktığımızdan çok, kaç gönülde güzel hatıra bıraktığımız önem kazanacak.

İnsan, ömrünün uzunluğuyla değil, içine sığdırdığı anlamla yaşar.

Hayatın bize verdiği zamanı uzatamayız. Ancak o zamanın içine sevgi, merhamet, iyilik ve umut sığdırabiliriz. İşte gerçek zenginlik budur. Çünkü insanın yarını takvim yapraklarında başlamaz.

İnsanın yarını gönlünde başlar.

Bir hayal kurduğumuzda geleceğe ilk adımı atarız. Umut ettiğimizde o yolda yürümeye başlarız. Sevdiğimizde yol güzelleşir. Merhamet ettiğimizde yalnız olmadığımızı anlarız.

Kendimize yeniden başlayacak kadar inanabildiğimizde hayat, bütün yorgunluğuna rağmen bize bir kapı daha açar. İşte hayatın bize verdiği en büyük imkân budur: Yarın henüz gelmemiştir.

Öyleyse hiçbir şey bütünüyle bitmiş sayılmaz.

Dün elimizden çıkmıştır. Ama bugün avuçlarımızdadır. Yarın ise henüz gönlümüzde kurulmayı beklemektedir.

Hayat geçer.

Zaman tükenir.

İnsan yaşlanır.

Gönlünde hayal, yüreğinde umut taşıyan insan için gelecek hiçbir zaman bütünüyle kapanmaz.

İnsan, umudunu kaybettiği gün yaşlanmaz, yarınını kurmaktan vazgeçtiği gün yaşlanır.

Bütün mesele budur: Hayal et. Umut et. Sev. Çünkü insanın yarını, önce gönlünde başlar.