Nüfus kayıtlarında 1917 doğumlu görünse de Malatyalı Fahri Kayahan'ın gerçek doğum yılı 1914'tür. Baba tarafından Malatya'nın köklü ailelerinden Gaffarzâdeler'e mensup olan sanatçının bu bilgisi, 21 Eylül 1937 tarihli nüfus hüviyet cüzdanında yapılan doğum tarihi tashihiyle de doğrulanmaktadır. Belgelerde önce 3 Nisan 1338 olarak yer alan doğum tarihi daha sonra 1334 olarak düzeltilmiştir.
Ayrıca 1936 yılında söylediği bir eserindeki, "Daha yolun başında tutuluyor dizlerim / Yirmi iki yaşında yaşla doldu gözlerim." mısraları ile eşi Fahriye Hanım'ın 1914 doğumlu olduğu dikkate alındığında, gerçek doğum tarihinin 1914 yılı olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Fahri Kayahan hiçbir zaman saz evlerinde çalışan, sürekli içki içen bir sanatçı olmamıştır. Gençlik yıllarında babasının manifatura dükkânında çalışmış, zaman zaman dost meclislerinde musiki icra etmiş, ancak anlatıldığı gibi bir hayat sürmemiştir.
Bir insanın şöhreti arttıkça, hakkında anlatılan hikâyeler de çoğalmaya başlar. Bazen yaşanmış küçük bir olay süslenerek aktarılır; bazen de hiç yaşanmamış hadiseler, yıllar içinde gerçekmiş gibi anlatılır. Tekrar edilen her rivayet, zamanla sorgulanmadan kabul edilir ve sonunda bir "galat-ı meşhur"a dönüşür.
Malatyalı Fahri Kayahan da ne yazık ki bu talihsizliği yaşayan sanatçılarımızdan biridir.
Bugün sosyal medyada, bazı internet sitelerinde, televizyon programlarında ve çeşitli kültürel etkinliklerde onun hayatına dair birçok hikâye anlatılmaktadır. Bunların bir kısmı iyi niyetle aktarılmış olsa da önemli bir bölümü tarihî belgelerle doğrulanmayan rivayetlerden oluşmaktadır. Bu anlatılar, yıllar içinde o kadar çok tekrar edilmiş ki, birçok kişi tarafından tartışmasız gerçek olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Oysa tarih, kulaktan kulağa dolaşan sözlerden ziyade belgeyle, tanıklıkla ve güvenilir kaynaklarla yazılır. Bir bilginin çok tekrar edilmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Hakikatin ölçüsü, söylentiden çok, belgedir.
Çünkü bir sanatçının ardından söylenecek en doğru söz, onun hatırasına sadakatle yaklaşmaktır. Hatıralara gösterilecek gerçek vefa ise, söylentileri çoğaltmaktan ziyade hakikati gelecek nesillere doğru biçimde aktarmaktır.
Fahri, Yeşilaycı Olarak Yaşamıştır
Fahri’nin gençlik yıllarında ara sıra alkol aldığına dair söylentiler vardır. Eşinin talihsiz ölümünden ve Malatya’dan ayrıldıktan sonraki dönemde ömrünün sonuna kadar bir Yeşilaycı olarak yaşadığı kesin olarak bilinmektedir. Alkol ve sigara kullanmadığı gibi kullanılmasını başkalarına da tavsiye etmemiştir. Göğsünde Yeşilay rozeti taşımış “Bütün içkilere harp ilan ettim” diyerek, Atatürk’ün isteği üzerine Yeşilay kurumunda fiilen görev almıştır. Yeşilay kurumu marşının söz ve müziği Fahri Kayahan’a aittir.
En Büyük Düşmanım adlı plağında şöyle demektedir:
Öyle bir merdim ki sanki yaydanım,
Yanar dağlar gibi kaynıyor kanım.
İçkinin en büyük düşmanıyım ben,
Sazımla sözümle Yeşilay’danım
İstemem yok olsun meyi şarabı
Çünkü ben çekemem o ıstırabı.
Plağa okunan bu eserinin sözlerinin tamamı kitabımızda yer almaktadır.

Fahri’nin Sazıyla İlgili Yorumlar
Fahri’nin yaşadığı dönem, tarım ve sanayide makineleşmenin yeni başladığı ve henüz birçok teknolojik ürünün olmadığı zamanlardı. Bağlama çalarak müziğe başlayan Fahri zamanla iyi bir saz sanatkârı olunca çeşitli mekânlarda ve aile çay bahçesi, park gibi açık alanlarda müzik icra etmeye başlar. O dönemde amplifikatör, mikrofon gibi ses cihazları her yerde bulunmadığından dolayı müzik icraları çıplak sesle yapılıyordu.
Zeynel Abidin adlı lutier tarafından İstanbul’da 1929'da çalım tekniği ud ile aynı olan ancak sesi uda göre son derece gür olan alüminyum gövdeli çalgı imal edilmiş ve adına da "Cümbüş" denilmiştir. Bu sazın sesi oldukça gür ve güçlüdür.
Karaköylü Reşat Dayı’dan tambur dersleri alan ve iyi derecede tambur çalan Fahri için söylenti odur ki, Fahri cümbüşün gövdesi ile tamburun sapını birleştirmiş ve açık alanda sesini duyurabileceği bir saz haline getirmiştir. Kendisi de güçlü bir tenor sese sahip olan Fahri, artık açık havada rahatlıkla sesini duyurabilmektedir. Zamanla Tamburi Malatyalı Fahri unvanıyla tanınmıştır.
O yıllarda bu müzik aletinin müziğimizi yozlaştırdığı iddia edilmiştir. Bazı müzik mahfillerinde alüminyum tencereye sap takmış müzik aleti diye karşımıza çıkarmış şeklinde eleştiriler yapılmıştır. Fahri’nin müzik dehası ve ortaya koyduğu eserlerini icra ettiği kendi icadı olan bu müzik aleti, günümüzdeki konservatuarlarda “Sazbüş” adıyla başköşede yerini almıştır. Geleneksel tavır içinde bulunanlar Fahri’nin yaptığı bu tarz yenilikleri anlayamamış ve karşı çıkmışlardır. Böylece Fahri’nin haklılığı zaman içerisinde kendini kanıtlamıştır.
Malatya’nın bağrından çıkmış bu müzik dehası Malatyalı Fahri Kayahan’ın uydurma öykülerle itibarsızlaştırılması bizleri oldukça üzmektedir. Yüzlerce değerli eser vermiş, yeni bir müzik aleti icat etmiş, bu kıymetli hemşerimiz her Malatyalının ve müzik severin gönlünün en müstesna yerinde yaşamaktadır. Sanat hayatının sonuna kadar Fahri, sahnelerde, plaklarında ve filmlerinde adının önünde “Malatyalı” sıfatını şerefle kullanmıştır.
Malatyalı Fahri, birçok müzik aletini ustaca kullanmaktadır. Cümbüşün gövdesi ile tamburun sapını birleştirerek icat ettiği müzik aletiyle müzikte çığır açmıştır. İletişim teknolojisinin günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde görsel ve işitsel sanatların zirvesinde olan birçok eser vermiştir. Senaryolar yazmış, film müzikleri yapmış, sinema filmlerinde başrolde oynamış sanatın bu dallarında çok başarılı olmuştur.
Değerlendirme
Belgeler birlikte değerlendirildiğinde görülecektir ki Fahri Kayahan hakkında yıllardır anlatılan pek çok hikâye, tarihî gerçeklerden ziyade zaman içinde oluşmuş rivayetlerden ibarettir. Bir bilginin sık tekrar edilmesi onu doğru hâle getirmez. Tarihî hakikatin ölçüsü, belge, tanıklık ve güvenilir kaynaklardır. Fahri Kayahan'ın hatırasına gösterilecek en büyük vefa da onun hayatını söylentilerle değil, doğrulanmış bilgilerle gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Hakikatin Tanıklığında Fahri Kayahan
Bir insanın ardından geriye yalnızca eserleri kalmaz, hatırası da kalır. O hatıranın nasıl anlatıldığı ise zamanla toplumun ortak hafızasını oluşturur. Eğer bu hafıza söylentiler üzerine kurulursa, hakikat giderek silikleşir. Rivayetler ise gerçeğin yerini almaya başlar.
Malatyalı Fahri Kayahan hakkında yıllardır anlatılan pek çok hikâye de ne yazık ki böylesine bir sürecin ürünüdür. İyi niyetle anlatılmış olsa bile belgeye dayanmayan her rivayet, zaman içinde hakikatin üzerini örten yeni bir perdeye dönüşmektedir.
Oysa tarih, tekrar edilen sözlerden çok, doğrulanabilen bilgiyle yazılır. Bir anlatının yıllardır dilden dile dolaşması, onun doğru olduğunu göstermez. Hakikatin ölçüsü, söylentilerden ziyade belgeler, tanıklıklar ve güvenilir kaynaklardır.
Bu yazıda ele alınan örnekler de göstermektedir ki Fahri Kayahan hakkında doğru kabul edilen birçok anlatı, tarihî gerçeklerle örtüşmemektedir. "Sunam" türküsünün ortaya çıkışından eşinin vefatına, Malatya ile ilişkisine kadar pek çok konuda kulaktan kulağa aktarılan bilgiler, belgelerin ortaya koyduğu hakikat karşısında yeniden değerlendirilmek durumundadır.
Elbette burada amaç, yıllardır bu hikâyeleri anlatan insanları eleştirmek olamaz. Rivayetler, çoğu zaman kötü niyetle değil, eksik bilgiyle yaşar. Asıl önemli olan, yeni kuşakların doğru bilgiye ulaşabilmesini sağlayabilmektir.
Araştırmacının görevi de tam burada başlar. Araştırmacı, efsane üretmez. Söylentiyi büyütmez. İlgi çekici olduğu için doğruluğu şüpheli hikâyeleri tekrar etmez. Belgenin peşinden gider. Çünkü arşivlerin sessizliği, çoğu zaman söylentilerin gürültüsünden daha güvenilir tanıktır.
Fahri Kayahan, yalnızca güçlü sesiyle değil; zarafeti, sanat anlayışı ve memleketine duyduğu bağlılıkla da hatırlanması gereken bir sanatçıdır. Hayatı boyunca "Malatyalı Fahri" adını gururla kullanmış, doğduğu şehri gittiği her yerde temsil etmiş, türküleriyle Anadolu'nun ortak hafızasında kendisine seçkin bir yer edinmiştir.
Bugün bizlere düşen görev ise, onun hatırasını efsanelerden çok, doğrulanmış bilgilerle yaşatmaktır. Çünkü bir sanatçıya gösterilecek en büyük vefa, eserlerini alkışlamaktan önce hayatını doğru anlatabilmektir.
Hakikat bazen geç çıkar ortaya. Fakat hiçbir zaman değerini kaybetmez.
Yıllar geçer…
Rivayetler değişir…
Söylentiler unutulur…
Ancak belge yerinde durur.
İşte bu sebeple, Malatyalı Fahri Kayahan'ın hatırasına bırakılacak en kıymetli miras, hakkında anlatılan efsaneler değil, hayatının hakikate sadık bir şekilde gelecek nesillere aktarılmasıdır.
Bir sanatçıya gösterilecek en büyük vefa, onun türkülerini söylemekten önce, hayatını doğru anlatabilmektir. Çünkü türküler sesle yaşar, hakikat ise vicdanla…