İnsan bazen elindekini saklamaktan çok, başkasındaki güzelliğe tahammül edemediği için yoksullaşır. Dünyanın en büyük fakirliği de belki budur. Çünkü gerçek yoksulluk, cebin boşalmasından ziyade gönlün daralmasıdır.

Kıskançlık ile cimrilik ilk bakışta birbirinden farklı iki duygu gibi görünür. Oysa aynı kökten beslenen iki kardeştir onlar. Biri başkasının sahip olduğuna üzülür, diğeri kendisindekini paylaşmaya kıyamaz. Birisi "Neden onda var?" diye içini karartırken, diğeri "Ya elimdekini kaybedersem?" korkusuyla yaşar. Her ikisinin de beslendiği kaynak aynıdır: Eksiklik hissi ve bencillik.

İnsan, gönlü genişledikçe cömertleşir. Gönlü daraldıkça hem sevgisini hem ekmeğini hem de tebessümünü saklamaya başlar. Önce sözünü esirger, sonra zamanını, ardından sevgisini... En sonunda kendisini bile yaşayamaz hâle gelir.

Kıskanç insanın en büyük talihsizliği, başkasının mutluluğunu kendi mutsuzluğu sanmasıdır. Bir çiçeğin açması ona baharın geldiğini hatırlatmaz, kendi bahçesinde eksik kalan renkleri gösterir. Başkasının başarısı, kendi başarısızlığı gibi görünür. Böyle olunca dünya güzelliklerle dolu olsa bile onun gözünde eksiklikten başka bir şey kalmaz.

Cimri insan ise yalnız malını değil, gönlünü de kilitler. Sevgisini ölçerek verir. İltifatını hesap ederek söyler. İyiliğini erteleyerek sunar. Oysa paylaşılmayan her güzellik, zamanla sahibini de terk eder. Akmayan su nasıl kokarsa, dolaşmayan sevgi de zamanla ağırlaşır. Gönül, ancak verdikçe ferahlar.

Belki de cimriliğin en derin kaynağı kıskançlıktır. Başkasının da mutlu olmasını istemeyen insan, sahip olduklarını paylaşmayı zayıflık sayar. Çünkü paylaşmak, başkasının da çoğalmasına razı olmaktır. Kıskanç ruh ise çoğalmaktan ziyade tek başına sahip olmaktan hoşlanır.

Hâlbuki hayat bize bambaşka bir hakikati öğretir. Güneş ışığını sadece bir pencereye göndermez. Yağmur tek bir tarlaya yağmaz. Rüzgâr yalnız bir ağacın yapraklarını serinletmez. Kâinatın bütün düzeni paylaşmak üzerine kurulmuştur. Tabiat cimrilik bilmez. Toprak, kendisine emanet edilen tohumu yüz katıyla geri verir. Nehir, suyunu saklamaz. Ağaç, gölgesini ölçerek dağıtmaz. İnsan ise çoğu zaman tabiatın bu cömertliğini unutup kendi küçük hesaplarının içine hapsolur.

Bununla birlikte her sevgi aynı şekilde paylaşılmaz. İnsan sevgisi ile özel sevgi birbirinden farklıdır. İnsanlığı kuşatan merhamet ne kadar cömert olmalıysa, iki gönül arasında filizlenen sevgi de o kadar mahrem olmalıdır. Çünkü bazı duygular kalabalıkların alkışından çok, sessizliğin derinliğinde büyür. Herkesin bildiği sevgi zamanla sıradanlaşabilir.İki kalbin emanet olarak taşıdığı sevgi, gizliliği kadar kıymet kazanır. Mahremiyet sevgiyi eksiltmez, ona derinlik kazandırır.

Gerçek sevgi zaten fedakârlık ister. Sevdiğine yalnızca fazlasını vermek değil, gerektiğinde kendi ihtiyacından vazgeçebilmektir sevgi. Varken vermek elbette güzeldir.İnsanı olgunlaştıran, kendisinin de ihtiyaç duyduğu şeyi paylaşabilmesidir. Çünkü özveri, artanı dağıtmaktan çok, eksik kaldığında bile paylaşabilmektir.

Bir lokma ekmeğin ikiye bölünmesi, bazen büyük servetlerin bağışlanmasından daha değerlidir. Bir bardak suyun, susuz olana uzatılması, nice gösterişli hediyelerden daha anlamlıdır. Asıl cömertlik, bolluğun değil, gönlün eseridir.

Tasavvuf büyükleri gönlü, ilâhî rahmetin tecelli ettiği bir ayna olarak görürler. O aynanın pası ise kıskançlıktır. İnsan başkasının nimetini çekemediği sürece kendi nimetine de şükredemez. Şükredemeyen ise hiçbir zaman zengin olamaz. Çünkü zenginlik, sahip olunanların çokluğundan ziyade sahip olunanlarla huzur içinde yaşayabilmektir.

Bu yüzden hayatın en büyük imtihanı, "Ben ne kadar aldım?" sorusundan çok, "Ben ne kadar verebildim?" sorusunda gizlidir. İnsan, dünyaya toplamak için değil, çoğaltmak için gönderilmiştir. Sevgiyi çoğaltmak, umudu çoğaltmak, merhameti çoğaltmak...

Yaratılışın sırrı biraz da burada saklıdır. İhtiyaç duyduğun hâlde paylaşabiliyorsan, kırgın olduğun hâlde affedebiliyorsan, yorgun olduğun hâlde bir başkasına omuz olabiliyorsan, insan olmanın hakikatine biraz daha yaklaşmışsın demektir.

İnsan, elindekilerden vazgeçebiliyorsa büyür. Gönül ise sahip olduklarını sakladıkça değil, paylaştıkça genişler. Kıskançlık daraltır, cimrilik kurutur, cömertlik ise insanın içine bahar getirir.

İnsanın dünyada bırakabileceği en güzel miras, ardında çoğalttığı sevgidir.

Dr. Kemal DENİZ