Hakikat, en güzel türkülerden bile daha uzun ömürlüdür; çünkü türkü gönülde, hakikat ise vicdanda yaşamaya devam eder.

Fahri Kayahan-1-1
(Fahri Kayahan ve Ailesi Bir Arada)

Fahri Kayahan Kimdir?

Malatya'nın yetiştirdiği kıymetli sanatçılardan Fahri Kayahan, yalnızca güçlü sesi ve unutulmaz eserleriyle değil, hayatı etrafında zamanla oluşan rivayetlerle de hafızalarda yer edinmiştir. Ne var ki yıllar içinde kulaktan kulağa aktarılan bazı anlatılar, gerçeklerin önüne geçmiş; belgeler yerine söylentiler konuşulmaya başlanmıştır.

Oysa Fahri Kayahan'ın hayatı incelendiğinde karşımıza, Malatya'da başlayan ve Anadolu türkülerini İstanbul'a, oradan Avrupa'ya taşıyan bir sanat yolculuğu çıkar.

Nüfus kayıtlarında 1917 doğumlu görünmesine rağmen, resmî belgeler ve kendi ifadeleri Fahri Kayahan'ın gerçek doğum yılının 1914 olduğunu göstermektedir. Malatya'dan alınmış 21 Eylül 1937 tarihli nüfus hüviyet cüzdanında doğum tarihi tashih edilmiş; ayrıca 1936 yılında söylediği,

"Daha yolun başında tutuluyor dizlerim,
Yirmi iki yaşında yaşla doldu gözlerim."

mısraları da bu bilgiyi doğrulamaktadır.

Baba tarafından Malatya'nın köklü ailelerinden Gaffarzâdeler'e mensup olan Fahri'nin babası Mustafa Bey, annesi ise Şam Kadısının kızı Şerife Hanım'dır. Küçük yaşta kız kardeşi Makbule'yi kaybeden Fahri, ailenin tek evladı olarak büyük bir özenle yetiştirilmiştir.

Babası Mustafa Bey, dönemin önemli manifatura tüccarlarındandır. Fahri de öğrenimini sürdürürken bir yandan babasının dükkânında çalışmış, küçük yaşlardan itibaren ise musikiye ilgi duymaya başlamıştır. Önce bağlama çalmış, daha sonra Karaköylü Reşat Dayı'dan tambur dersleri almıştır. Arkadaşlarıyla kurduğu musiki meclislerinde Malatya türküleri söylemiş; gramofondan dinlediği plaklarla musiki zevkini geliştirmiştir.

İlk öğrenimine Taş Mektep olarak bilinen İzzetiye Mektebi'nde başlayan Fahri, daha sonra Fırat İlkokulu'nu bitirmiş, ardından İstanbul'daki askerî ortaokulda öğrenim görmüştür.

1933 yılında Cumhuriyet'in Onuncu Yıl kutlamaları sırasında tanıştığı Fahriye Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten 1 Mart 1934 tarihinde Süeda adını verdikleri bir kız çocukları dünyaya gelmiştir.

Ancak genç çiftin mutluluğu uzun sürmemiştir. Fahriye Hanım, 30-31 Ocak 1936 gecesi meydana gelen elim bir olay sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayın ardından Fahri Kayahan hakkında soruşturma açılmış; yaklaşık iki ay Malatya Cezaevi'nde kaldıktan sonra yapılan yargılama sonunda delil yetersizliği nedeniyle suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır.

Bu acı hadisenin ardından annesini, babasını ve küçük kızını yanına alan Fahri Kayahan İstanbul'a yerleşmiş; hayatının yeni dönemi burada başlamıştır.

İstanbul yılları, onun sanat hayatının en verimli dönemidir. Dönemin birçok önemli musiki üstadıyla tanışmış; 1937 yılında Dolmabahçe Sarayı'nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda türkü söyleme şerefine erişmiştir. Aynı yıl Almanya'ya davet edilmiş, Türk Halk Musikisini temsil ederek büyük ilgi görmüş, Polydor Stüdyoları'nda kırka yakın plak doldurmuştur.

Yurda döndükten sonra Selahattin Pınar'dan şan dersleri almış; plak çalışmaları, konserleri ve sinema filmleriyle kısa sürede bütün Türkiye'nin tanıdığı bir sanatçı hâline gelmiştir. Kerem ile Aslı, Köyün Çocuğu, Alev Gömlek, Ağlayan Kaya ve Âşık Garip gibi filmlerde oyuncu veya bestekâr olarak görev almış; sesi kadar tambur icrası ile de takdir toplamıştır.

Hayatı boyunca "Malatyalı Fahri" adını gururla kullanan sanatçı, doğduğu şehri gittiği her yerde temsil etmiş; ömrünün son yıllarında ise sade bir hayat yaşamayı tercih ederek sigara ve içkiyi tamamen bırakmıştır.

1969 yılında evinde yaşadığı hırsızlık olayının ardından geçirdiği ağır rahatsızlık sonucu Haseki Hastanesi'ne kaldırılan Fahri Kayahan, doktorların bütün çabalarına rağmen 22 Nisan 1969 tarihinde vefat etmiş ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.

Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen Fahri Kayahan'ın sesi hâlâ Anadolu'nun birçok köşesinde yankılanmaktadır. Onu yaşatan yalnızca türküleri değildir; memleketine duyduğu bağlılık, zarafeti ve sanat anlayışı da hatırasını canlı tutmaktadır.

Hayatı boyunca "Malatyalı" adını gururla taşıyan Fahri Kayahan, memleketini yalnız nüfus kaydında değil, gönlünde de ömrünün sonuna kadar yaşatmıştır.

Rivayetten Hakikate: Belgeler Ne Söylüyor?

Tarih boyunca birçok insan hakkında, yaşadıkları hayattan daha uzun ömürlü hikâyeler anlatılmıştır. Bunların bir kısmı gerçek hatıralara dayanırken, bir kısmı ise zaman içinde kulaktan kulağa aktarılarak efsaneye dönüşmüştür. Tekrar edilen her rivayet, ne yazık ki zamanla gerçek kabul edilmeye başlanmıştır.

Malatyalı Fahri Kayahan da bu talihsizliğe uğrayan sanatçılarımızdan biridir. Özellikle son yıllarda sosyal medya paylaşımlarında, televizyon programlarında ve çeşitli kültürel etkinliklerde onun hayatına dair doğruluğu araştırılmadan anlatılan pek çok olay, kamuoyunda gerçekmiş gibi kabul görmektedir.

Oysa tarih, rivayetlerle değil; belgeyle, tanıklıkla ve resmî kayıtlarla yazılır.

Bu sebeple Fahri Kayahan hakkında yaygın olarak dile getirilen bazı iddiaları, eldeki belgeler ve tarihî veriler ışığında yeniden değerlendirmekte fayda vardır.

Bu çalışma , Fahri Kayahan hakkında en çok tekrarlanan üç temel iddia; dönemin resmî kayıtları, yerel basını ve uzun yıllara yayılan araştırmaların ortaya koyduğu bilgiler çerçevesinde ele alınacaktır.
Böylece okuyucu, rivayetlerle belgeleri yan yana görme ve değerlendirme imkânı bulacaktır.

1. "Sunam" Türküsünün Hikâyesi

Rivayet

Yıllardır anlatılan hikâyeye göre Fahri Kayahan, geçimini saz evlerinde müzisyenlik yaparak sağlayan ve hemen her akşam alkol alan bir sanatçıdır. Evlendikten kısa bir süre sonra yine geç vakitte ve sarhoş olarak eve gelir. Eşi Suna kapıyı açmak istemez. Israrlar üzerine açılan kapıda yaşanan arbede sırasında genç kadın yere düşerek hayatını kaybeder. Sabah olduğunda yaşanan acı gerçeği gören Fahri, sazını eline alır ve büyük bir pişmanlık içinde "Şafak söktü yine Sunam uyanmaz" türküsünü yakar.

Bu hikâye yıllardır farklı kişiler tarafından çeşitli ayrıntılar eklenerek anlatılmaktadır.

Gerçek

Bu anlatının tarihî belgelerle doğrulanmış hiçbir yönü bulunmamaktadır.

Her şeyden önce Fahri Kayahan'ın hayatı, rivayette anlatıldığı gibi saz evlerinde ve içkili eğlence mekânlarında geçmemiştir. Gençlik yıllarında babası Mustafa Bey'in işlettiği manifatura dükkânında çalışmış, boş zamanlarında ise dost meclislerinde musikiyle meşgul olmuştur. Ayrıca olayın geçtiği yıllarda Malatya'da rivayette anlatıldığı biçimde içkili canlı müzik yapılan mekânlar da bulunmamaktadır.

Rivayette geçen ikinci yanlışlık ise eşinin adıdır. Fahri Kayahan'ın eşi Suna değil, Fahriye Hanımdır.

Fahriye Hanım; başını taşa çarparak, kendisini asarak ya da bıçaklanarak değil, evde meydana gelen talihsiz bir olay sırasında elindeki tabancanın ateş alması sonucu çıkan tek kurşunla hayatını kaybetmiştir. Olay sırasında Fahri ile Fahriye Hanım, kayınpederi Hacı Ağa'nın konağında yaşamaktadır ve evde başka aile fertleri de bulunmaktadır.

Dolayısıyla "Sunam" türküsünün bu olay üzerine yakıldığı yönündeki anlatı tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Elde bulunan bilgiler, eserin Fahriye Hanım'ın vefat ettiği günlerde değil, daha sonraki yıllarda İstanbul'da bestelendiğini göstermektedir.

2. Fahri Kayahan'ın Eşini Kıskançlık Sebebiyle Öldürdüğü İddiası

Rivayet

Bir başka yaygın anlatıya göre Fahri Kayahan'ın eşi hakkında çıkarılan dedikodular genç sanatçının kulağına kadar ulaşmış, öfkesine hâkim olamayan Fahri de kıskançlık krizine girerek eşini silahla öldürmüştür.

Yıllardır anlatılan bu hikâye, farklı ayrıntılar eklenerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Belgeler

Bu iddiayı doğrulayan herhangi bir tarihî belge bulunmamaktadır.

Olayın ardından başlatılan soruşturma ve yapılan yargılama sürecinde Fahri Kayahan hakkında yeterli delil elde edilememiştir. Dönemin yerel gazeteleri olayı "Kaza mı, yoksa cinayet mi?" başlığıyla kamuoyuna duyurmuş; yapılan incelemeler sonucunda Fahriye Hanım'ın ailesinin de şikâyetçi olmaması üzerine Fahri Kayahan suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır.

Dolayısıyla yıllardır anlatılan "kıskançlık cinayeti", "namus meselesi" veya "iftira üzerine işlenen cinayet" şeklindeki anlatılar, belgeye dayanmayan söylentilerden ibarettir.

Bir araştırmacının görevi, bu tür rivayetleri tekrar etmek değil; belgelerin ortaya koyduğu hakikati okuyucuyla buluşturmaktır.

3. Fahri Kayahan'ın Malatya'ya Bir Daha Hiç Gelmediği İddiası

İddia

Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir başka iddia ise, Fahri Kayahan'ın eşinin vefatından sonra Malatya'yı terk ettiği ve ömrünün sonuna kadar bir daha memleketine dönmediğidir.

Hatta bu iddia zamanla daha da abartılarak, Diyarbakır'a trenle giderken Malatya sınırlarına yaklaşınca gözlerini bağlattığı ve "Bu topraklar bana haram olsun." diyerek şehrine küstüğü şeklinde anlatılmaya başlanmıştır.

Gazete Haberleri

Yerel basın bu iddiaları doğrulamamaktadır.

Yeni Malatya ve Gayret gazetelerinin 1951 yılı Nisan ayına ait çeşitli sayılarında, Fahri Kayahan'ın Safiye Ayla ile birlikte Malatya'ya geldiği ve konserler verdiği haberleri yayımlanmıştır. Söz konusu konserlere ait bilgi ve fotoğraflar, hazırladığımız Malatyalı Fahri Kayahan adlı eserde ayrıntılı biçimde yer almaktadır.

Dolayısıyla Fahri Kayahan'ın ömrünün sonuna kadar Malatya'ya hiç gelmediği yönündeki iddialar da tarihî belgeler karşısında geçerliliğini yitirmektedir.

Makalemizin devamı var.

Dr. Kemal DENİZ