Ağustos ayı, tarihimizin en önemli dönüm noktalarını hatırladığımız aylardan biri. Bu yıl da 26 Ağustos’un ve ardından gelen 30 Ağustos’un anlamını yeniden düşünme fırsatı buluyoruz.
Bir tarafta Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü, diğer tarafta Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümü…
Aralarında yüzyıllar var. Fakat bu iki tarih, aynı gerçeğin farklı dönemlerdeki yansımalarını anlatıyor: Vatanın ve bağımsızlığın korunması.
Malazgirt, Anadolu’nun Yurt Oluşunun Nişanesi
Malazgirt Zaferi, tarihimiz açısından yalnızca kazanılmış bir savaş olarak değerlendirilemez.
Hutbede de ifade edildiği gibi Malazgirt Destanı, aziz vatanımızın bizlere yurt olmasının önemli dönüm noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Ardından İstanbul’un fethiyle Anadolu’daki hâkimiyetimiz perçinleniyor.
Yani tarihimize baktığımızda bir milletin yalnızca toprak kazanmadığını, o topraklarda kök saldığını ve kendisine bir yurt oluşturduğunu görüyoruz.
Bugün “vatan” dediğimiz kavramın arkasında işte böyle uzun bir tarih bulunuyor.
Yıllar Geçti, Mücadele Bitmedi
Malazgirt’ten yüzyıllar sonra Anadolu bir kez daha büyük bir mücadelenin içerisinde kaldı.
Bu kez tarih sahnesinde Büyük Taarruz vardı.
Hutbede, Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümünün idrak edildiği belirtilirken, bu mücadelenin düşmanlara Anadolu’da geçit verilmeyeceğini bütün dünyaya ilan eden bir dönüm noktası olduğu vurgulanıyor.
Bu noktada Malazgirt ile 30 Ağustos'u birlikte düşünmemek mümkün değil.
Çünkü Malazgirt, Anadolu'nun yurt oluşunun hafızamızdaki en güçlü sembollerinden biriyken, Büyük Taarruz da bu yurdun bağımsızlığına yönelik tehdit karşısında gösterilen kararlılığın sembollerinden biri.
Vatan Neden Bu Kadar Önemli?
Hutbede çok önemli bir noktaya dikkat çekiliyor: İnsan için en kıymetli varlıklardan biri, üzerinde özgürce yaşadığı vatan toprağıdır.
Aslında bugün sahip olduğumuz birçok şeyin temelinde vatan kavramı var.
Devletimiz…
Kimliğimiz…
Onurumuz…
Yuvamız…
İşimiz ve aşımız…
Huzurumuz ve güvenliğimiz…
Geleceğimiz…
Bütün bunların anlam kazanabilmesi için önce üzerinde özgürce yaşayabileceğimiz bir vatana ihtiyacımız var.
Bu nedenle vatan sevgisi yalnızca duygusal bir bağlılık değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk.
30 Ağustos'u Hatırlarken Malazgirt'i Unutmamak
30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutlarken gözümüzü yalnızca 1922'ye çevirmek, tarihimizin daha geniş hikâyesini görmemize engel olabilir.
Çünkü bu toprakların hikâyesi tek bir tarihten ibaret değil.
Malazgirt'ten başlayan, İstanbul'un fethiyle güçlenen ve Büyük Taarruz'la yeni bir dönüm noktasına ulaşan uzun bir tarih var.
Bu nedenle 30 Ağustos, sadece bir zafer günü olarak değil, vatanın ve bağımsızlığın ne anlama geldiğini yeniden hatırladığımız bir gün olarak da değerlendirilmeli.
Asıl Mesele Emaneti Korumak
Bugün bizlere düşen görev, geçmişte yaşananları sadece gururla anlatmak değil.
O tarihlerden bugüne kalan değerleri koruyabilmek.
Vatan sevgisini yalnızca sözlerle ifade etmek yerine işimizi en doğru ve güzel şekilde yapmak, dürüstlüğü ve adaleti hayatımızın merkezine koymak, kardeşliğimizi ve birlikteliğimizi korumak…
Çünkü güçlü bir toplumun temelinde yalnızca ortak bir geçmiş değil, ortak bir gelecek anlayışı da bulunuyor.
Malazgirt'in bize anlattığı yurt, Büyük Taarruz'un bize hatırlattığı bağımsızlık düşüncesiyle birlikte düşünüldüğünde ortaya çok güçlü bir mesaj çıkıyor:
Vatan kazanmak kadar, vatanı korumak ve gelecek nesillere güven içerisinde bırakmak da bir sorumluluktur.
Bugün 30 Ağustos'a yaklaşırken Malazgirt'i hatırlamak, aslında kendi tarihimizin bütünlüğünü hatırlamaktır.
955 yıl önce Anadolu'nun yurt olmasının hafızamızdaki en önemli dönüm noktalarından birini, 104 yıl önce ise Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanmasını konuşuyoruz.
İki farklı dönem…
İki büyük mücadele…
Ama ortak bir değer:
Vatan.
Bu vesileyle Malazgirt'ten Büyük Taarruz'a kadar vatanımız için mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.