Bazı insanlar adlarını taşa değil, toprağa yazar. Yıllar geçer, bir ağaç meyve verir, bir şehir o ismi yeniden hatırlar.

Malatya’yı anlatırken kayısıdan söz etmemek mümkün değildir. Çünkü kayısı bu şehirde meyveden ziyade toprağın bereketi, çiftçinin emeği, güneşin sıcaklığı ve yüzyıllardan süzülüp gelen bir hayat kültürüdür.

Malatya’nın havası, suyu ve toprağı tarih boyunca meyveciliğe elverişli olmuştur. Bu bereketi gören seyyahlar, eserlerinde Malatya’nın meyvelerinden uzun uzun söz etmişlerdir.

Bunlardan biri de XVII. yüzyılın büyük seyyahı Evliya Çelebi’dir. Seyahatname’sinin Malatya bölümünde şehrin meyve ve sebze zenginliğini anlatırken kayısıya da özel bir yer ayırır. Malatya’da yedi türlü kayısı ve zerdali bulunduğunu, bunun yanında seksen türlü sulu armut, yedi türlü ayva ve yirmi türlü elma yetiştirildiğini yazar.

“Dağlarında Kerengüv adında kudret helvası olur. Allah’ın emri ile gökten yağar... Yedi türlü kayısısı ve zerdalisi ve seksen tür sulu armudu, sicile yazılmış yedi türlü ayvası, yirmi türlü elması vardır.”

Evliya Çelebi’nin bu satırları, Malatya’nın meyvecilik kültürünün ne kadar eskiye dayandığını göstermesi bakımından önemlidir. Demek ki bu topraklarda kayısı yalnızca yetiştirilen bir ürün değil, yüzyıllar boyunca geliştirilen bir kültürün de parçasıdır.

Bugün Malatya denildiğinde dünyanın birçok yerinde akla ilk gelen ürün kayısıdır. Şehrimiz, dünya kuru kayısı üretiminde önemli bir merkezdir. Fakat bu başarı yalnızca iklimin ve toprağın bize sunduğu bir nimet değildir.

Bu bereketin arkasında insan emeği vardır.

Malatyalı, yüzyıllardır elindeki kayısı türlerini geliştirmiş, yeni çeşitler elde etmek için aşılar yapmış, daha iri, daha lezzetli ve daha kaliteli ürün yetiştirmenin yollarını aramıştır.

İşte Hasan Bey’in hikâyesi de bu çabanın içinde anlam kazanır.

Bir Belediye Başkanından Daha Fazlası

Hasan Bey, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Malatya’ya hizmet etmiş bir şehir insanıdır. Hacı Abdi Oğulları ailesinden gelen Hasan Bey, 1924-1928 yılları arasında Malatya Belediye Başkanlığı görevini yürütmüştür.

O’nu yalnızca belediye başkanlığıyla hatırlamak eksik olur.

Çünkü Hasan Bey’in Malatya’ya bıraktığı izler, belediye hizmetlerinin çok ötesine uzanır. O, aynı zamanda toprağa emek veren, kayısı üzerinde çalışan ve elde ettiği bilgiyi hemşerileriyle paylaşmayı bilen bir halk bilgesidir.

Kayısının iriliğini, lezzetini ve kalitesini artırmak amacıyla farklı aşılar üzerinde çalışmış, yaptığı çalışmalar sonucunda bugün kendi adıyla anılan Hasanbey kayısısının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Topluma hizmet eden insanların adı bazen bir caddeye, okula veya bir yapıya verilir.

Hasan Bey’in adı ise bir kayısı ağacında yaşamıştır.

Bundan daha güzel bir hatıra düşünülemez.

Gazete Sayfasındaki Tanıklık

Hasanbey kayısısının hikâyesini bugün bize ulaştıran önemli belgelerden biri de 1930 yılında yayımlanan Yeni Malatya Gazetesi’dir.

Şevki Bey tarafından kaleme alınan “Kayısı” başlıklı başmakalede, Hasan Bey’in kayısı üzerinde yaptığı çalışmalar anlatılır. Yazı, dönemin dilini ve bakış açısını yansıtması bakımından ayrı bir değer taşımaktadır.

Şevki Bey, Hasan Bey’in çalışmalarını anlatırken şöyle yazar:

“Bu rağbet, iptila halinde o derece ileri varmıştır ki kayısının nefaset, lezzet ve cesametini tezyit için ıstıfa kaidesine tevfikan mükerrer aşılar yapılıyor. Bu bapta en ileri giden esbak Belediye Reisi Hacı Abdi Oğullarından Hasan Beydir. Kendi namlarına izafetle mükerrer aşılar sayesinde elde ettiği mahsulü gören her zatın hayretle içinden derin bir memnuniyet hissetmemesine ve hatta takdir eylememesine imkân yoktur.”

Gazetedeki bu satırlardan, Hasan Bey’in yaptığı çalışmaların o dönemde de dikkat çektiğini anlıyoruz.

Üstelik ortaya çıkan kayısının iriliği hayli dikkat çekicidir. Yazıda bir kayısının 25 dirhem, yani yaklaşık 80 gram geldiği; 16 tanesinin ise bir okka, yaklaşık 1282 gram ağırlığında olduğu belirtilmektedir.

Bugünün ölçüleriyle baktığımızda bu rakamlar belki şaşırtıcı gelebilir. Fakat asıl önemli olan, Hasan Bey’in böyle bir ürünü yetiştirmiş olması kadar, elde ettiği imkânı nasıl değerlendirdiğidir.

Çünkü Hasan Bey, bu kayısıyı yalnızca kendi bahçesinde yetiştirip kazanç sağlamayı düşünmemiştir.

O, paylaşmayı tercih etmiştir.

Gazete, Hasan Bey’in bu konudaki düşüncelerini de kendi ağzından aktarır:

“Milli servetimiz için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyeceğime emin olabilirsiniz. Her arzu edene kayısı ağaçlarımdan meccanen aşı vermeğe amadeyim ve bunu vatani bir borç sayarım.”

Bu sözün üzerinde durmak gerekir.

Çünkü burada yalnızca kayısıdan değil, bir medeniyet anlayışından söz edilmektedir.

Kendi emeğiyle elde ettiği bir imkânı başkalarıyla paylaşmayı “vatani bir borç” olarak gören bir anlayış...

Bugün bize belki uzak gibi görünen bu düşünce, Anadolu’nun imece ruhunu, komşuluk hukukunu ve ortak iyilik anlayışını hatırlatmaktadır.

Hasan Bey, sahip olduğu bilgiyi kendisine ait bir sır olarak görmemiştir.

“Ben yetiştirdim, benimdir.” demek yerine, “Bu memleketin servetidir.” diyebilmiştir.

Asıl büyüklük de burada değil midir?

Kayısının Adında Yaşayan Hatıra

Hasanbey kayısısı sonraki yıllarda Malatya’nın önemli sofralık kayısı çeşitlerinden biri hâline gelmiştir.

İriliği, kendine özgü aroması, tatlılığı ve doyuruculuğuyla diğer çeşitlerden ayrılmıştır. Öyle ki bir kişinin iki Hasanbey kayısısından fazlasını yemekte zorlandığı görülür.

Hasan Bey’in asıl büyüklüğü, yalnızca iri ve güzel bir kayısı yetiştirmiş olmasında değildir.

Onu önemli kılan, bir ürünü geliştirmekle yetinmeyip onun bilgisini paylaşmasıdır.

Malatya’nın kayısı tarihinde birçok çeşidin adı bugün hâlâ yaşamaktadır. Hacı Haliloğlu, Kabaaşı, Soğancı, Çataloğlu ve diğer çeşitler bu zenginliğin parçalarıdır. Kimi sofralık, kimi kurutmalık özellikleriyle öne çıkar.

Fakat Hasanbey’in ayrı bir hikâyesi vardır.

Çünkü bu kayısının adı, onu yetiştiren insanın adıdır.

Hasanbey kayısısını yerken tadından çok, arkasındaki hikâyeyi de hatırlamak gerekir.

Bir ağacın meyvesi bazen bir insanın hatırasını taşır.

Şehirler İnsanlarını Unutmamalı

Şehirlerin de vefası olmalıdır.

Bir şehri, şehir yapan sadece yolları, binaları, meydanları değildir. O şehrin hafızasında yaşayan insanlar da şehrin kimliğinin bir parçasıdır.

Kimi insan yaptığı eserle anılır.

Kimi söylediği sözle...

Kimi yetiştirdiği öğrencilerle...

Kimi de diktiği bir ağacın meyvesiyle.

Hasan Bey’in Malatya’daki hatırası işte böyle yaşamaktadır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında belediye başkanlığı yapmış, ardından kayısı üzerinde çalışmış, elde ettiği ürünü ve aşıyı hemşerileriyle paylaşmış ve böylece adını Malatya’nın tarımsal hafızasına kazımıştır.

Aradan neredeyse bir asır geçti.

Malatya değişti.

Şehir büyüdü. Mahalleler değişti. Eski bahçelerin bir bölümü kayboldu. İnsanların hayat tarzları farklılaştı.

Fakat kayısı hâlâ Malatya’nın güneşiyle büyüyor.

O kayısılardan biri hâlâ Hasanbey diye anılıyor.

İşte insanın toprağa bırakabileceği en güzel izlerden biri budur.

Bir fidan dikersiniz.

Bir gün o fidan büyür.

Dallarına çiçekler gelir.

Sonra meyve verir.

Siz belki artık yoksunuzdur. Ama ağacınız hâlâ konuşuyordur.

Hasan Bey’in ağacı da bugün bize bir asır öncesinden sesleniyor:

“İnsan, sahip olduğu nimeti paylaşırsa çoğaltır.”

İşte Hasan Bey’in Malatya’ya bıraktığı asıl mirası budur.

O, Malatya toprağına yalnızca bir kayısı çeşidi bırakmadı.

Paylaşmanın, emeğin ve şehre hizmet etmenin de bir örneğini bıraktı.

Bu nedenle bugün bir Hasanbey kayısısı gördüğümüzde, onu sadece iri ve güzel bir kayısı olarak değerlendirmemeliyiz.

Onun dalında bir insanın emeği vardır.

Bir şehrin hafızası vardır.

Bir asırlık vefa vardır.

Toprağa bırakılmış bir isim vardır: Hasan Bey.

İnsanın gerçek mirası, ardından ne kadar söz söylendiği değil, ardından neyin yaşamaya devam ettiğidir.

Hasan Bey’in ardından bir ağaç yaşamaya, bir kayısı meyve vermeye ve Malatya’nın toprağı onun adını söylemeye devam ediyor.

Dipnotlar
(1) Evliya Çelebi’den Malatya, Mustafa Kuşçuoğlu, Mim Yayınları, İstanbul, 1968.
(2)Yeni Malatya Gazetesi, 3 Temmuz 1930 Perşembe.

Dr. Kemal DENİZ