Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, kimsenin ona bir şey sormadığı birkaç dakikadır.
Telefonun çalmadığı, mesajların gelmediği, yetişilmesi gereken bir işin olmadığı, kimsenin “Neredesin?” ya da “Ne yaptın?” diye sormadığı birkaç dakika…
Çünkü artık hepimiz bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz telefonumuza bakıyor, gün boyunca onlarca insanla konuşuyor, akşam olduğunda ise bütün gün konuşmamıza rağmen söylemek istediklerimizi söyleyememiş olmanın garip sessizliğini yaşıyoruz.
Şehir büyüdükçe kalabalıklaşıyoruz ama nedense birbirimize daha az dokunuyoruz.
Aynı sokaklar, farklı hayatlar
Her gün aynı caddelerden geçiyoruz. Aynı dükkânların önünden yürüyor, aynı duraklarda bekliyor, aynı trafik ışıklarında duruyoruz.
Ama yanımızdan geçen insanların hikâyelerini bilmiyoruz.
Belki karşı kaldırımda yürüyen kişi bütün gece uyumadı. Belki otobüste sessizce camdan dışarı bakan genç, geleceğiyle ilgili büyük bir karar vermeye çalışıyor. Belki markette önümüzde duran yaşlı adam, evine götüreceği birkaç ürünü defalarca hesaplıyor.
Biz ise çoğu zaman yalnızca kendi telaşımızı görüyoruz.
İnsanların yüzlerine bakmayı, birbirimize “Nasılsın?” demeyi bile unuttuk.
Üstelik bazen gerçekten nasılsın diye sormuyoruz. Cevabın “İyiyim” olacağını baştan kabul ediyoruz.
Herkes güçlü görünmek zorunda mı?
Toplum olarak güçlü görünmeye çok alıştık.
“Geçer.”
“Boş ver.”
“Takma kafana.”
“Daha kötüsü de var.”
Bu cümleleri o kadar sık kuruyoruz ki karşımızdaki insanın gerçekten ne hissettiğini sormayı unutuyoruz.
Oysa bazen insanın ihtiyacı çözüm değildir.
Sadece anlaşılmaktır.
Bazen bir omuz, uzun uzun verilen nasihatlerden daha değerlidir. Bazen “Ben buradayım” demek, “Merak etme, her şey düzelecek” demekten daha samimidir.
Çünkü her şeyin hemen düzelmediğini hepimiz biliyoruz.
Şehirler binalardan ibaret değil
Bir şehri şehir yapan yalnızca yolları, binaları, meydanları ya da alışveriş merkezleri değildir.
O şehrin hafızasıdır insan.
Esnafın dükkânının önünde yaptığı kısa sohbet, mahallede birbirini tanıyan insanların selamı, sabah fırından yayılan ekmek kokusu, yaşlı bir teyzenin apartman kapısında komşusuyla yaptığı konuşma…
Bunların hepsi bir şehrin görünmeyen parçalarıdır.
Belki de modern hayat bize çok şey kazandırırken en önemli şeylerden birini elimizden aldı:
Birbirimize ayırdığımız zamanı.
Biraz yavaşlasak mı?
Belki bugün hepimizin yapması gereken çok basit bir şey var.
Biraz yavaşlamak.
Telefonu birkaç dakika kenara bırakmak…
Bir arkadaşımızı gerçekten dinlemek…
Ailemizin yanında oturup televizyonu kapatmak…
Yolda karşılaştığımız birine selam vermek…
Çünkü hayat, sürekli yetişmeye çalışırken kaçırdığımız küçük anlardan oluşuyor.
Ve insan bazen yıllar sonra dönüp baktığında büyük olayları değil, küçük ayrıntıları hatırlıyor.
Birinin söylediği güzel bir sözü…
Birlikte içilen bir çayı…
Beklenmedik bir telefon konuşmasını…
Bir akşamüstü yapılan kısa bir yürüyüşü…
Belki de mutluluk dediğimiz şey tam olarak budur.
Büyük ve kusursuz bir hayat değil.
İçinde gerçekten bulunduğumuz küçük anlar.
O yüzden bugün biraz duralım.
Şehrin gürültüsünden uzaklaşıp kendimizi dinleyelim.
Çünkü bazen insanın kaybettiği şey zaman değil, zamanın içinde kendisidir.